SON DAKİKA

TÜRK MİLLETİ

Gündem Yazıları

METAL YORGUNLUĞU?

Gündem Yazıları

Anlık Muharebe Bütçesi!..

Bu haber 18 Eylül 2013 - 20:13 'de eklendi ve 6 kez görüntülendi.

Sükrü Alnıaçik

 

Günlerdir şu 4 Eylül ekran muharebesini yazsam mı yazmasam mı diye düşünüyorum. Madem ki kanala tabir yerindeyse “fırçamızı atmıştık;” ekranlar biraz şenlendi diye ortalığı yıkmanın bir alemi yoktu. “Pembe İncili Kaftan” nesliydik biz. İki oynak kamera gördük diye işi “Televoleye sarmak” olmazdı.

“Günlük tutmaya karşı olmak” bizde 12 Eylül öncesinden kalan haklı bir tedbir… Ama öyle şeyler yaşıyoruz ki artık en azından iftiralara ve “fitneye karşı” bunları yazmak lazım.

Kadim dostum, Ülküdaşımın, gece yarısı uyumak üzereyken gönderdiği tebrik mesajına verdiğim cevap, meseleyi özetliyordu aslında… Sabah, yegane eve dönüş vasıtam olan “ısmarlama uçağa” yetişmek için uyku çağırmakla meşgulken o kısa cevabı yazmıştım…

-“Sağol kardaşım benim… Buz hokeyinden kolaydı!..”
Buz hokeyi, aramızda bir şifreydi. Yıllar önce, darlanarak bir işin üstesinden geldiğimizde “Başbuğ bize ‘buz hokeyi oynayın’ dese onun da kralını oynarız!..” diye konuşurduk aramızda… 1980’lerin başı, davaya hizmet yolunda Başbuğ’dan başka adam, nefsimizden başka engel tanımadığımız yıllardı. Nefsimize en ağır gelen spor ise nedense “buz hokeyi”ydi.

Ne naylon ayakkabı dışında buzda bir kaymışlığımız vardı, ne de o eğri büğrü sopayı elimize almışlığımız… Ama Başbuğ, “oynanacak” deseydi emin olun bir haftada oynardık. Bugün de öyleyiz.
Kanaldan pazartesi günü aranmıştık, Salı günü kanalı, programı, sunucuyu ve formatı araştırdık. Sesimizi akord ettik. Çarşamba sabahı makamdan duamızı aldık. Aynı günü akşamı da ekrandaydık.
Oklarımız dört yöne uçmalıydı ve kendimizi vurmamalıydık. Ruhi Bey Antalya’dan ben Ankara’dan geldik. Yarım saatlik ön görüşme, konuşma stratejileri üzerineydi.
Konu Milliyetçilerin Ülkücülerin Ortaoğu’ya bakışıydı. Ama programda karşımızda:
1- O talihsiz manşeti hala hafızamızda olan ve galiba bizimle barışmaya çalışan yayın grubu, 2- AKP İktidarı, 3- Masanın sağında oturan eski MHP’liler, 4- Emperyalistler vardı ve zamanın çoğunu, “iktidarın hatalı Ortadoğu politikaları”için kullanmak zorundaydık. Sonuca bakılırsa bunu başardık.
Yayından sonra neler mi oldu? Önce otelde küçük bir vukuatım oldu. Bu bir özgüven patlamasıydı.
Sabah 50 kuruşluk suyu “Kaynak Suyu” diye 10 liradan faturalandırmaya çalışan resepsiyon görevlisini, “ben gazeteciyim; dağıtırım burayı” diye uyararak 50 kuruşu almaya ikna ettim.
Sol cebimden elime takılan bu biricik metal parçasının moleküllerinin mermer bankonun üstünde yaptığı rezonans, hedeften seken bir mermi sesi gibi havada bir süre çınlamıştı.
Minibar fiyat listesinde 1,5 litrelik suya “4 TL” yazıp küçük şişe suyun yanını boş bırakan, sonra da destur çekerek içtiğimiz bir bardak suya 10 lira hesap çıkaran adama gazeteciler ne yapardı bilmiyordum. Ama böyle durumlarda biz, söylemesi ayıp “dağıtırdık!..”
İri kıyım badigardı bilmem ama resepsiyoncu oğlan, galiba ilk kez Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksiriyle bildiğiniz memba suyunu birbirinden ayırabilen bir insanla karşılaşmıştı.
Aç fareleri böyle boyalı arpa taneleriyle kandırabilirdiniz, ama biz insanları, hele Ülkücüleri asla!..
Aslında belki de yanımda sadece 9,5 lira olduğu için bu kadar hiddetlenmiştim. 10 liram olsa “bu seferlik” öder miydim bilmiyorum. Ama böyle kalleş hesapları ödememek gerektiğini biliyordum.
Ruhi kardeşimin yol macerası da benden farklı değildi. Telefonunun şarjı tebrik yağmuru altında biraz sonra bitecekti. Şarj cihazı bulamasa sabah alana yetişemeyecek, alana yetişemese ısmarlama uçaktan istifade edemeyecekti. Geceden bütün “muharebe bütçesi”nin yarısıyla yan sanayi bir şarj cihazı bulup sabah Ülküdaşlarla buluştu ve sağolsunlar kendisini havaalanına yetiştirdiler.
Ülküdaşlarımın aynen benim gibi o akşamdan sonra daha başı dik yürüdüklerini gördüm. Kanalı kendi evinde vurmamız, bir ay önce kanalın kapısında yumrukları havada yemin eden kardeşlerimizi mutlu etmişti. Tarihi ve siyasi analizlerimiz, MHP’nin boşuna kızıp haykırmadığımızı sakince göstermişti izleyenlere… Ve daha sözün başındaydık!..
Kurtuluş Savaşında 4 tane zeytin, 1 avuç kuru üzüm ve 1 kara tayınla mütegallibeye kafa tutan dedelerimiz gibi kısıtlı imkanlara rağmen “mütahitlere mücahitlik dersi” vermiştik kısacası…
Bizi gergin akşamlardan çok bir o mağrur sabahlar mutlu etmişti; bir de Ülküdaşlarımızın o günden beri hiç bitmeyen kutlamaları…
Cephedeki arkadaşlara layık olabildiysek, ne mutlu bize!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.