Asikurtlar©

Aman “Basın” Yazmasın!..

Aman “Basın” Yazmasın!..
11 Mayıs 2015 - 18:40 'de eklendi ve 3956 kez görüntülendi.

AKP iktidarında yaşanan en ilgi çekici tarihi olay, bana göre “Balyoz Davası”dır. Her şey, savcıları inanılmaz bir hızla harekete geçiren o meşhur “Fatih Camii Bombalanacaktı” manşetiyle başlamıştı.
Zaten işin ilginç olan tarafı da burasıydı. O şaibeli tetikçi, 20 Ocak 2010 tarihinde attığı bu boyundan büyük manşetten sadece 2 yıl 2 ay önce kurulmuştu.
Türkiye’de böyle bir gazete yoktu. Böyle bir haber yoktu. Böyle bir savcı, böyle bir dava, böyle bir mahkeme yoktu. Soruşturmanın üzerinden bir ay bile geçmeden başlayan tutuklamaların sonunda 250’si tutuklu olmak üzere 365 yüksek rütbeli subay mahkemeye sevk edilmişti.
Uzun tutukluluk sürelerinden sonra subayların çoğu ağır cezalara çarptırıldı.
Biz başından beri olana bitene “yalan” gözüyle bakıyor ve herkes anlasın diye manşetimizi şöyle atıyorduk: “Mahkumsa Engin Alan, Bu İşler Tümden Yalan!..”
Böyle yazıyorduk; çünkü bir ülkenin “Özel Kuvvetler Komutanı”nı sadece düşmanın, o da “bayrak düşerse” hapsedebileceğini düşünüyorduk.
Sivil demokrasi adına orduya kumpas atan “öküz” bile olsa, herhangi bir yerli ırktan olması halinde, Özel Kuvvetler Komutanını, bordo berelilerin şanına hürmeten bu işten ayrı tutardı.
Akıncı Beyine “Yeniçeri ağası muamelesi” yapmazdı. İç ve dış düşmanları sevindirmekten kaygı duyardı. Ama onlar öyle yapmadılar. Kiralık kalemlerine PKK boyası karıştı, gittikçe hainleştiler.
45-50 yılını devletine hizmetle geçirmiş, sağlık sorunu olan yaşlı başlı insanları, sandalye tepesinde sabahlattılar. Guantanamo’yu, Silivri’ye, Hasdal’a, Sincan’a taşıdılar. Düşmana moral bağışladılar.
Şimdi gelelim bugünlerdeki çapraz itiraflara…
Aynı adamlar, askerleri “seminer planı” üzerinden hakladıktan sonra bu sefer, sivillerin iç ve dış politikadaki yasa dışı uygulamalarına, hırsızlıklarına ve yolsuzluklarına dokunmak istediler. İşin içinde AKP ileri gelenleri, bizzat Erdoğan ve Bakanları vardı. Büyük akçalı işlere, mal varlıklarının varisi olan çocukları üzerinden bulaşmışlardı.
Böyle olunca, milletin göz bebeği olan Silahlı Kuvvetlerini, onun şanlı Özel Kuvvetlerini ve milli namusumuz olan Kozmik büroyu korumak için kılını bile kıpırdatmamış olan dönemin Başbakanı Erdoğan bu yol arkadaşlarına karşı yoğun bir savaş başlatmakta bir an bile tereddüt etmedi.
Önce İçişleri Müsteşarı, askerlere karşı geniş geniş operasyon yapan polis müdürlerini, sonra Adalet Bakanı, HSYK’yla birlikte Savcıları “düzeltmeye” başladı. Sonra da sıra Hakimlere geldi.
“Orduya Kumpas” sözünü, 17 Aralık’tan bir hafta sonra ilk kullanan Yalçın Akdoğan’dı. Böylece Balyoz ve Ergenekon Davalarının çözülme süreci başlamıştı.
Akdoğan, “Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını” iddia ediyordu. Yani dün askere tuzak kuranlar bugün de önce MİT’e, sonra da Hırsızlara ve rüşvetçilere, yani milletin gönlünde taht kurmuş “sivillere” aynısını yapıyorlardı.
Akdoğan, dün güle oynaya mahkumiyetlerini izlediği askerlerin, namusundan ve itibarından ödünç alarak, AKP üzerindeki şaibeyi silmeye çalışıyordu.
Böylece askerler birkaç gün içinde aklanarak salıverildiler. Şimdi hepsi evlerindeler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Mart 2015 günü Harp Akademileri Komutanlığı’na yaptığı ziyarette, “Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı… Bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık!..” diyordu.
Aynı Erdoğan, iki yıldır kendi yakınları için hallaç pamuğu gibi attığı “paralel” savcıları ve polisleri nedense askerlere saldırdıkları süreçte sadece ödüllendirmişti.
2 Nisan 2015’te Balyoz davasının tüm sanıkları beraat etti. Mahkeme, “sanıkların bir darbe girişiminde bulunduklarına dair inandırıcı bir kanıt olmadığına” hükmettiği gibi “Balyoz belgelerinin sahte olduğuna dair kuvvetli şüphe olduğunun” da altını çizdi
Ardından da biraz namusu olan bütün Ergenekon – Balyoz borazanı gazeteciler birer birer nedamet getirmeye “aldatılmışız” demeye başladılar.
Ben isimlerle uğraşmayı fazla sevmiyorum; o yüzden liste vermeyeceğim. Ama dün, usta yazar Yılmaz Özdil, bunlardan 29 tanesini sıralamış ve Gazeteciler Cemiyeti’ni göreve davet etmiş. Bunlara “BasınŞeref Kartı” verilsin diye… Şeref karta nasıl yazılır orasını bilmem…
Ama bence bu sürüngenlere ne kartı verirlerse versinler; üzerinde “BASIN” yazmasın!
Milletin kafası karışmış zaten…
Sonra gelen geçen üzerlerine basmasın!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER