SON DAKİKA

Ahhhh Fırat’ım !

Gündem Yazıları

Allah’ın Ordusu Vefalı Türk

Bu haber 05 Şubat 2018 - 23:57 'de eklendi ve 3.082 kez görüntülendi.

11 Eylül saldırıları sonucunda ABD’nin günümüze kadar geçerliliğini koruyan politikaları değişmiş ve ABD Başkanı George Bush’un, “Ya bizimlesiniz, ya teröristlerle” şeklindeki söylemi ile dünyayı yeniden “Soğuk Savaş” döneminde olduğu gibi iki kutuplu bir şekle sokmuştur…

11 Eylül saldırısının ardından gelen Afganistan ve Irak saldırıları, “Terörizmle Mücadele” de yeni bir dönemini başlatmış olsa da, “Kimin için?” sorusu yerindedir…

Çünkü Türkiye 35 yıldır PKK terör örgütü ile mücadele ederken, dünyanın buna kör ve sağır kaldığı bir ortamda bu soruyu sormak tam da yeridir…

Yeridir çünkü 11 Eylül saldırısının ardından gelen Afganistan ve Irak saldırıları, “Terörizmle Mücadele”de yeni bir dönemden ziyade, ABD’nin uzun zamandan beri denetlemeye; başka bir deyişle sahip olmaya çalıştığı enerji kaynaklarına (ve özellikle petrole) da hâkim olmak imkanını sağlamıştır…

ABD’nin sözde “Demokratikleştirme, Özgürleştirme” sloganları ile girdiği Irak’ta halen varlığını devem ettirmesi ve her alanda “Hegoman Güç” olduğunu uluslararası topluma göstermeye çalışmasıdır…

ABD’nin, Afganistan ve Irak’ta uyguladığı işgal etme stratejisi, “Suriye’de IŞİD/DEAŞ terör örgütüne karşı verdiği mücadele” adı altında devam ederken, son zamanlarda da “İran’ın nükleer santralleri konusunda tereddütlü olduğunu” öne sürmesi, uluslararası toplumda İran’ın işgal için destek oluşturmaya çalışmasından da başka bir şey değildir…

Ki, “Afganistan ve Irak’tan terörle mücadele” adı altında Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesi olduğu gibi, “İran’ın nükleer santralleri konusunda tereddütlü olduğu” söylemindeki nihai hedef, İran’ın işgali olduğu kesindir…

Tarihe baktığımız zaman; Birinci Dünya Savaşı sırasında imzalanan “Sykes-Picot Antlaşması” (9-16 Mayıs 1916 tarihlerinde İngiltere-Fransa arasında sağlanan anlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu’nun, Anadolu ve Ortadoğu topraklarının paylaşımını içeren gizli bir anlaşma Sykes-Picot. Fransa adına François Georges Picot, İngiltere adına ise Sir Mark Sykes’in imza koydukları bir uzlaşı olmasından dolayı, onların adı ile anılan bu anlaşma) ile Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu top­rakları İngiltere ve Fransa arasında paylamıştır…

Amaçları doğrultusunda Arapları “Bağımsızlık” vaadi ile kandıran İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’nin bu topraklarda varlığına son verip Ortadoğu’ya hakim olmuşlardır…

Bugün cetvelle çizilmiş gibi gördüğünüz Ortadoğu devletlerinin sınırları, savaştan sonra yapılan “Sykes-Picot Antlaşması” doğrultusunda İngiltere ve Fransa’nın siyasi ve ekonomik çıkarlarına uygun olarak çizip, bu topraklarda manda (Kendini idare edemeyen bir memleket ahalisini başka bir yabancı devletin idare etmesi) yönetimleri kurmalarının eseridir…

Yani emperyalist güçler tarafından masa başında cetvellerle belirlenen sınırlar ve siyasi hâkimiyet alanlarına “Böl ve Yönet” taktiğinin başarıyla uygulanıp, hayata geçirildiğinin örneğidir…

Yani kısacası: işgalin örneğidir…

Yine tarihimize baktığımız zaman; Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgisini belirleyen Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile Anadolu ve Trakya’nın Mondros ateşkesi hükümleri galip devletleri; İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından cetvelle çizilmiş gibi sınırlar çizilip, işgal edilmiştir…

Bu da yetmiştir ki; 23 Ekim 1920’de savaştan yenik çıkan Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Polonya, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven ve Çekoslovakya devletleri arasında imzalanan, “Türk’ün ölüm fermanı” olarak bilinen Sevr Antlaşması imzalanmıştır…

Lakin özgürlüğü için her şeyini feda eden Türk Milleti, Kuruluş Savaşı ile işgalci devletlere boyun eğmeyerek; Ortadoğu ülkeleri gibi, Türk’ün boynuna vurulmak istenen esaret zincirini parçalayıp atmıştır…

*

__”Bugün değişen bir şey var mıdır?” derseniz.

__İşgalci İngiltere’nin yerini bugün ABD alsa da; işgalci devletlerin adı değişse de, değişen bir şey olmadığı gibi, Müslüman coğrafyası için değişen pek bir şey de yoktur…

Değişmeyen bir şey daha vardır ki; o da var oluşundan bu yana Türk’ün esaret kabul etmeyen iradesidir…

İşte bu idare, tüm Müslüman coğrafyasının, insanlığın ve mazlumların umududur…

Filistin, İsrail tarafından işgal edilirken, Mescid-i Aksa’nın duvarına asılan bayrak, Türk bayrağıdır…

Suriye işgal edilirken, Suriyelilerin evlerine astığı bayrak, Türk Bayrağıdır…

Görüldüğü gibi Türk, geçmişten bugüne mazlumun umudu olmaya devam etmektedir…

Yine bugün devletimiz; Türkiye Cumhuriyeti gerek ülkemiz sınırları içinde, gerekse ülkemiz sınırları dışında İslam ve Türklük düşmanlarına karşı amansız mücadelesini sürdürürken, sözde “Dost” gibi görünen tescilli düşmanlarımız boş durmamaktadırlar…

Hangi efsunlu söylem adı altında olursa olsun, bunların İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk’ü sevmesi asla mümkün değildir…

*

Tarih değişmiştir, fakat düşman aynı düşmandır.

Sözde “Dost” gibi görünüp, ama hiç dostumuz olmayanları…

Bizden gibi görünüp, ama hiç bizden olmayanları anlamak için hangi verilere bakmalıyız?
Kısacası; “Bu çelişkiler nelerdir?” derseniz şu veriler yeterlidir:

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un haftalık basın toplantısında konuşan ABD Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Kenneth McKenzie’ye, Afrin’den Türkiye’ye atılan roketlerden haberi olmadığını ifade ettikten sonra “Ancak Türkiye’ye yönelik yapılan tüm PKK saldırılarını kınıyoruz” dedi…

ABD Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklama da, “Türkiye’ye yönelik yapılan tüm PKK saldırılarını kınıyoruz.” diyor ancak;

__Saldırıyı yapan kim?

__PKK

__PKK hangi silahla saldırıyor?

__ABD’nin PKK’ya verdiği 5 bin tır dolusu silahın içinde tanksavarlar önemli bir yer tuttuğu; teröristlerin elinde 1000’den fazla tanksavar silahı olduğu tahmin edilen silahlarla…

İlginç olan diğer bir nokta ise, son nesil tank savar silahı olan Javelin’i Türkiye, ABD’den istemiş, fakat ABD “Müttefikim” dediği Türkiye’ye vermediği bu silahı PKK’ye vermiştir…

Bir yandan Türkiye’yi bölmek isteyen PKK’ya son nesil silahları verip, güçlendirecek, bir yandan da Türkiye’ye yapılan saldırıları “kınayacak”

*

__NATO’ya üye miyiz?

__Üyeyiz…

Türkiye’nin üyesi olduğu NATO’nun temel ve değişmeyen kurallarından bazıları şunlardır:

“Madde 3 – silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.”

Madde 4 – Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır.

Madde 5 – Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır.”

Kısacası NATO, ‘Taraflardan birine yapılan silahlı saldırı, tüm taraflara yapılmıştır. Tüm taraflara yapıldı sayılan saldırıya karşı gereği yapılır’ demektedir…

Lakin 35 yıldır PKK terör örgütü tarafından Türkiye’ye saldırı yapılmakta, insanlarımınız canına kıyılmaktadır, fakat NATO sözde iki “kınama”(!) açıklaması dışında, bir gün olsun PKK terör örgütüne karşı NATO ordusunu kullanmamıştır…

*

Başta ABD’nin olmak üzere Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu ülkelerine “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” getirmek istediklerini ifade ettiler ve hala ediyorlar…

Sebep ise, Ortadoğu ülkelerini yöneten yöneticilerin, yönettiği insanlara, onların istediklerini vermemesi…

İşte bu sebep üzerinden birçok Ortadoğu ülkesinde iç çatışmalar körüklenerek ve sözde “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” getirmek istediklerini öne sürerek siyasi ve askeri müdahaleler yapılmıştır…

Bu müdahaleler sonucu, binlerce insan ölmüş, binlercesi yaralanmış ve milyonlarcası evini, yerini, yurdunu terk etmiştir…

Şimdi başta ABD ve Avrupa ülkelerinin “Demokrasi, Özgürlük” söylemini bir kenara koyun ve “İnsan hakları” yani, “İnsani yardım” üzerinde söylem ve gerçeklere bakalım…

Suriye’de devam eden savaş üzerinden kimin insan, kimin insan olmadığına bakalım…

__Suriye’de iç savaş var mı?

__Var.

__Başta ABD ve Avrupa ülkeleri buraya müdahale etti mi?

__Etti.

__Ölenleri de bir kenara koyun; milyonlarca insan ülkelerinde devam eden savaş nedeniyle evini, yerini, yurdunu terk etti mi?

__Etti.

Suriye’de meydana gelen bu olaylar nedeniyle milyonlarca insan yurdundan göç etti ve bu mazlum insanlara sınır kapısını açan ve açmaya devam eden tek ülke kim?

__Türkiye…

Ortadoğu ülkelerine “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” getirmek isteyen mazlum insanlara, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin sınırları kapıları kapalı…

Şimdi bu çelişki üzerinden baktığımız zaman başta ABD ve Avrupa ülkelerinin Ortadoğu’da “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” getirmek istediği için mi dünyanın bir ucundan gelip savaştığını sanıyorsunuz?!

*

Mazlumların umudu olan Türkiye, “Afrin için gerekeni yaparız.” açıklaması yaptığında, bunun “pasif” yaptırım; eski yöneticiler gibi “konuşur konuşur” susar sandılar…

Lakin “Bir gece ansızın gelebiliriz” derken, Türkiye ansızın gündüz Afrin’e girdi…

__Türkiye’nin Afrin’e karşı yaptığı harekat karşısında şaşkınlık içinde kalanlar şimdi ne diyor?

__“Afrin harekatı işgale dönmesin” diyor…

__Kim ediyor?

__İşgalci ABD, Fransa, Almanya, Yunanistan, İsrail…

Kısacası: Avrupa ülkeleri…

“Afrin harekatı işgale dönmesin” diyerek Türkiye’ye “İşgalci” imasında bulunanlar, tarihlerine baktıkları zaman, Nereleri? Ne maksatla? Nasıl? İşgal ettiklerini tarih yazmaktadır… Kendi çıkarları söz konusu olunca, “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları”nı ve “terörizmle mücadele” sadece sözde kullananlar; ABD ve ABD gibi insanlığını yitirmiş işgalci ülkeler, “İşgalci Devlet” arıyorlarsa, 1967’de İsrail tarafından işgal edilen ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 nolu kararlarında “İşgal altındaki Suriye toprakları” olarak kabul edilen Golan Tepeleri’ne bakmaları yeterli olacaktır…

Yıllarca girdikleri Ortadoğu topraklarından çıkmak bilmeyen/istemeyenler, Türkiye’yi “İşgalci” olarak niteleyemezler…

Bazen işgalcilerin asılları sussa da, suretleri konuşmaktadır…

Mazlumun tek umudu, Allah’ın Ordusu; beklenen Vefalı Türk, mazlumlara el uzatırken, “Türk” olduğunu söyleyen, ama aynen tescilli işgalci devletler gibi söylemlerden geri kalmayanların amacı; birlik ve beraberliğimizi siyasi çıkar uğruna zayıflatmaya çalışmalarıdır…

Birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyduğumuz şu zamanda, birlik ve beraberliğimizi zayıflatmaya çalışmaları endişe vericidir…

Ki bunlar, tescilli işgalci devletlerden daha tehlikelidirler…

__“Bunlar kim?” derseniz…

PKK ağzı ile konuşanlar kimse, bunlar onlardı…

FÖTE ağzı ile konuşanlar kimse, bunlar onlardır…

Afrin Zeytin Dalı Harekatı’na karşı çıkanlar kimse, bunlar onlardı…

“Afrin Zeytin Dalı Harekatı doğrudur, ama bu siyasete alet edilmesin” diyerek, siyasete alet edenler kimse, bunlar onlardır…

Bilinmelidir ki; Türkiye’nin çıkarı ve bakası, her türlü siyasi partinin/siyasetçinin çıkardan daha değerlidir…

“Savaşın kazananı yoktur” derler…

Lakin haklı tarafta isen, her savaşın kazananı vardır!..

Evet… Her savaşın kazananı ve kaybedeni vardır…

Her savaşın öleni, öldüreni vardır…

Her savaşın gazisi vardır…

Yüce Allah, askerimizin alnına o şerefli rütbe olan şehitliği yazmış ise, şehitlerimiz de olacaktır…

..ve bilinmelidir ki; Yüce Allah’ın Ordusu; Vefalı Türk asla yenilmeyecektir…

 

 

Cengiz KORKMAZ

 

Cengiz Korkmazcengiz@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.