Asikurtlar©

Allah aşkına siz Sevr’i böyle mi önleyeceksiniz

Allah aşkına siz Sevr’i böyle mi önleyeceksiniz
26 Ağustos 2016 - 14:10 'de eklendi ve 4873 kez görüntülendi.

Devam eden Cerablus operasyonu ve bu operasyonun planı üzerinde 1 yıldır birlikte çalıştığımız “müttefikimiz” ABD’nin tavrıyla başlayayım.

ABD’nin Münbiç’i IŞİD’den kurtarmak üzere görevlendirdiği “Demokratik Suriye Güçleri”nin büyük bölümü PYD-YPG’lilerden oluşuyordu. Ki, böyle bir gücün kurulmasının fikir babası İmralı’daki teröristbaşıydı ve devlet de bunu biliyordu. Münbiç operasyonu aynı zamanda PYD-YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesiydi.

Operasyon öncesi Obama, Erdoğan’la görüştü ve operasyon için “izin” istedi. Erdoğan da Obama’dan, “Münbiç kurtarıldıktan sonra bölgede PYD-YPG kalmayacak, şehir Araplara bırakılacak” sözü aldı. İnandık… Operasyonu destekledik…

Ama PYD Menbiç’i “kurtardıktan” sonra şehrin ismini “Mabuk” yaptı, özerklik ilânına hazırlandı. Sözde mahalli meclis başkanı Sellel, “Halkın evleri elinden alınacak ve Tel Abyad örneği tekrarlanacak. Bölge Kürdistan projesine dahil edilecek” diye meydan okudu.

Yani ABD sözünde durmadı veya sözünü dinletemedi ki, Fırat’ın doğusuna dönmediler. Biz de Cerablus operasyonunu yapmak zorunda kaldık. Sonrasında ABD bastırdı ve PYD-YPG Menbiç’ten çıkıp, Fırat’ın batısından çekildi. Görünen tablo bu.

Operasyonun başladığı gün Ankara’ya gelen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, “Koridor olmayacak nokta. Irmağın doğusuna geri dönmek zorundalar. Bu sözü tutmazlarsa, ABD’den destek alamazlar, almayacaklar nokta” dedi.
Başbakan Binali Yıldırım da, ABD’nin Cerablus’un geri alınması konusunda etkin rol oynadığını belirterek, şunları söyledi:

“Türkiye açısından olmazsa olmaz, Suriye’nin toprak bütünlüğüdür. PYD’nin bizim için PKK’dan farkı yok… Menbiç’te bulunan PYD’lilerin nehrin doğusuna geçmesi lazım. Bu ABD’nin bize garantisidir. Bu olana kadar operasyonlarımız sürecek. Böylece sınırlarımızdan ülkemize yönelik hiçbir tehdidin kalmadığını kesinleştirmemiz lâzım.”

Birincisi; İktidarın, Irak’ın işgâli için yapılan 1 Mart tezkeresi pazarlıklarında da, “Kürdistan kurulması bizim kırmızı çizgimizdir. Irak’ın bölünmesine razı olamayız” resti çektiğini, sonrasında, “ABD bu kırmızı çizgimizi çok iyi anlayıp, ‘No Kurdish state’ sözü verdi” şeklinde açıklama yaptığını hatırlatmaya, bilmem gerek var mı?

İkincisi; PYD-YPG, 900 kilometrelik sınırın 800 kilometresini işgâl etmiş, koridorun tamamlanmasına 80-100 kilometre kalmış. “Koridorun” tamamlanması günü henüz gelmediği için ABD’nin izin ve destek verdiği bu operasyon yani PYD’nin Fırat’ın doğusuna dönmesiyle, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye’nin güvenliği sağlanacak öyle mi? Gerideki 800 kilometre ne olacak? Fırat’ın doğusu-batısı ayrımıyla, fiilen neyi kabul ettirdiklerinin farkında mıyız?

Biden Ankara’dan sonra gittiği İsveç’te, Türkiye’de IŞİD’in Türkiye’ye karşı hayati bir tehdit oluşturduğuna dair yavaş yavaş algı oluştuğunu bildirerek, “Türklerin IŞİD’i yenmek için ne kadar sürerse sürsün hazırlıklı olduklarını düşünüyorum” dedi.

Hani PYD-YPG’yle mücadeleydi?.. Kürt koridorunu önlemeydi?.. Biden’dan al haberi; Suriye’ye niye girdiğimiz/sokulduğumuz ortada.

Büyük Tehlike Kandil mi, FETÖ’nün Okulları mı?

AKP’nin kuruluşuna katkıda bulunan, ama şimdilerde sevilmeyen CIA’cı Henry Barkey’in daha 2012’de, “Suriyeli Kürtlerin lideri PYD değil, Barzani olacak” dediğini,

Suriye’de PKK ve Barzani arasında paylaşım savaşı yaşandığını ve Ankara’nın tercihini Barzani’den yana koyduğunu,

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “PKK Erbil’deki yönetimi tehdit ederse, bu tehdidi bize yapılmış bir tehdit olarak kabul ederiz… Mesud Barzani’yi yerinden etmek isteyenler ona karşı bir hareket içinde… Barzani’nin Türkiye’ye olan yakınlığı birilerini rahatsız ediyor… Barzani bizi rahatsız edecek iş yapmıyor” şeklindeki açıklamalarını hatırlatmakla yetinip, Barzani’nin son Ankara ziyaretine geçelim.

Barzani’nin ziyaretinin ana konusu; Musul’un IŞİD’den kurtarılması, yani Kerkük’ten sonra Türkiye’nin de yardımıyla Türkmen bölgesi Musul’un Barzani haritasına dahil edilmesiydi. Görünürde ABD ve Türkiye, bu operasyonu Irak Ordusu’nun yönetmesini istiyordu, ama Barzani karşı çıktı. Nitekim Başbakan Neçirvan Barzani 25 Temmuz’da yaptığı açıklamada operasyonunun başlamamasının sebebinin, “Operasyonun ardından Musul’u kimin kontrol edeceği sorusunun cevap bulmaması olduğunu” söyledi. Barzani, “Kürdistan’ın bağımsızlığının hakları” olduğunu belirtirken de İran ve Türkiye’nin tavrı konusunda, “Bu noktada ne Ankara, ne İran karar verici faktör olacak” dedi.

Oysa çok değil, 2 yıl önce Barzaniler, “Kerkük’ün artık Kürdistan’ın parçası” olduğunu ilân edip, ardından Ankara’yla petrol anlaşmaları yapmaya geldiğinde Neçirvan Barzani’ye eşlik eden Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hawrami, “Bağımsızlık ilânı Ankara’dan habersiz olmaz” diyordu.

Bu arada Irak’ın kuzeyinde Barzani’nin başkanlığıyla ilgili tartışmaların devam ettiğini, Obama’nın IŞİD’le mücadele temsilcisi Brett McGurk’un, “IŞİD savaşı sona erene kadar Mesud Barzani’nin Kürdistan Bölgesi Başkanı kalacağını, bunun da en az 2017’e kadar süreceğini” söylediğini kaydedelim.

CIA’cı Benry Barkey’in, “Suriyeli Kürtlerin lideri PYD değil, Barzani olacak” sözüyle birleştirildiğinde, ABD’nin “koridoru” tamamlamak için kimi beklediği ve Türkiye’nin buradaki rolü anlaşılmıyor mu?

Yeniden Barzani’nin Ankara ziyaretine dönersek;

Başbakan Binali Yıldırım Barzani gelmeden önce Pazartesi günkü Bakanlar Kurulu’nun ardından şu açıklamayı yaptı:

“Irak’ta da toprak bütünlüğü ve üniter yapının muhafaza edilmesi konusundaki hassasiyetimizi ifade ederken, bir yandan da Irak’ın özellikle Kuzey Doğu’sundan ülkemize dönük saldırılara karşı tedbir alma hakkımızın saklı olduğunu ifade ettik. Musul’un kurtarılmasına dönük faaliyetleri izliyoruz ve bunları tasvip ediyoruz.”

Irak’ın kuzey doğusunda ne var; Kandil ve PKK kampları!..

Devam edelim:

İlk olarak TBMM Başkanı İsmail Kahraman ile AKP, CHP ve HDP milletvekillerinin bulunduğu heyetle görüşen Barzani’nin, “DAİŞ en tehlikeli örgüt” yorumunu yaptığı belirtildi.

Ya PKK ve PYD-YPG?

Barzani Ankara’dan döndükten sonra düzenlediği basın toplantısında da Erdoğan ve Yıldırım’la görüşmelerinde, “Kürdistan’daki FETÖ okulları ve IŞİD’le mücadele konularında anlaşmaya vardıklarını” belirterek, şunları söyledi:

“Terör örgütü IŞİD ile nasıl ortak mücadele edileceğine ilişkin anlaşmaya vardık. Çünkü bölgede büyük değişimler kapıda. Bu yüzden dayanışmanın ve yakınlaşmanın daha fazla olması gerekiyor.”

Ya PKK’yla mücadele?

Türkiye’deki barış sürecinin de masaya yatırıldığını açıklayan Barzani, “Türkiye’de barış süreci çok önemlidir, ancak bunun için daha fazla çalışma ve zamana ihtiyaç var. Umutsuz değiliz ve girişimlerde bulunmaya devam edeceğiz. Maalesef geçen süre zarfında kötü şeyler meydana geldi. Barış sürecinin bir gün tekrar başlamasını temenni ediyorum” dedi.

-Bölgedeki Büyük Değişim Ne?-

Haziran başında ilk iftarda şehit yakınlarını ve gazileri ağırlayan Erdoğan, ilk kez Sevr’den söz edip, “Sevr’in yarım bıraktığı işi, bu kez terör örgütü üzerinden tamamlamak istiyorlar” demişti.

Evet, gerçekten de Sevr kapımıza kayanmış durumda. Ama Sevr’in tek maşası PKK, PYD-YPG mi?

Barzani’nin PKK için, “terör örgütü” dediğini duyduk mu? Ya da Peşmergeleriyle Musul’u “kurtarma” gücüne ulaşmışken, Kandil’e tek bir kurşun atmaması nedir?

Sözde “Kürdistan anayasanının” başlangıcında Sevr’e atıf yapan Barzani değil mi?

Televizyonlarında, birçok ilimizi “Kürdistan” haritasında gösteren, Doğu-Güneydoğu’ya, “Kuzey Kürdistan” diyen kim?

PKK, PYD-YPG’ye karşı çıkılıyor. İyi de bu terör örgütlerini Sevr’in maşası yapan ABD gibi, Barzani’yi de “dost” saymak neyin nesi?

Hadi teröristbaşının bile 1999’da İmralı’da sorgusunu yapan Hasan Atilla Uğur’a, “Amerika’nın bütün meselesi Barzani ve Talabani’yi devlet haline getirmektir. Asıl prensleri Barzani’dir, aynı İsrail’in prensi olduğu gibi” dediğini duymadılar diyelim…

İmralı müzakereleri sürüp, onu “Kürtlerin lideri” ilân ettiklerinde, “Barzani’nin ipi Amerika ve İsrail’in elindedir” dediğini de mi bilmiyorlar?

Bugün gazetelere yansıdığına göre, Başbakan Binali Yıldırım Biden’la görüşmesinde, ABD’nin bölgede PYD’yi desteklemekle hata yaptığını belirtip, “Siz terörle mücadele etmiyorsunuz. Sadece bir terörü, diğeriyle yeniyorsunuz. Bizim de terörle mücadelemize zarar veriyorsunuz. Terörle mücadele böyle olmaz” demiş.

İyi demiş de, Türkiye’nin Barzani-PKK denklemindeki politikasının bundan ne farkı var?

Herşeyi özetleyen tek kare fotoğrafa geleceğim; Davutoğlu, Başbakanlığı döneminde Barzani’yi Çankaya Köşkü’nde ağırlamış ve onun “bezini” dalgalandırmıştı. Şimdilerde Davutoğlu’nun Türkiye’yi “stratejik bataklığa” soktuğu vurgulanıp, “hatalardan” dönülmeye çalışılıyor.

Ama Başbakan Binali Yıldırım da Barzani’yi Çankaya Köşkü’nde ağırladı ve o da Barzani’nin “bezini” dalgalandırdı.

Allah aşkına, siz Sevr’i böyle mi önleyeceksiniz?

Fotoğrafla ilgili bir diğer soru; Görüşmede sadece Enerji Bakanı Berat Albayrak vardı. IŞİD, PKK, Musul ve FETÖ okulları görüşüldüyse, neden Milli Savunma, Milli Eğitim ve Dışişleri Bakanları ile MİT Müsteşarı değil de Albayrak?

Barzani’nin, “Bölgede büyük değişimler kapıda” sözü ve “Türkiye’deki barış süreci” temennisiyle bitireyim.

“Büyük değişim” ne? Bundan 5-6 ay önce Bağdat’a milletvekillerinden oluşan bir heyetimiz gitti. Heyete haber gönderen Barzani’nin, “Bize mali yönden destek olun, Türkiye’ye bağlanma kararı alalım” dediğini duymuştum. “Büyük Değişim”, BOP merkezli, Musul-Kerkük’lü, hatta belki Halep’li “Misak-ı Milliyi gerçekleştireceğiz” soslu “Yeni Osmanlıcılık” olmasın?

Ya terör örgütü yurdun dört bir yanında saldırılarını arttırırken, hâlâ “barış süreci”nden söz etmesi?.. Tesadüf, Biden da PKK’yla yeniden müzakerelere başlanması mesajı verdi. İmralı masası faaliyetteyken teröristbaşı, “İç savaş derinleşmesin diye bırakılacağımı umuyorum” diyordu!..

Barzani-Biden ziyaretlerinden sonra İmralı kapıları yeniden açılır, bir süre sonra da teröristbaşı “özgürleştirilirse” şaşırmayalım.

Gerçi Başbakan Binali Yıldırım, “Çözüm süreci diye bir şey yok. Çözüm millette, terör örgütüyle çözüm olmaz. Bizim muhatabımız millet” dedi.

Öyleyse yapılacak ilk iş; Halen yürürlükte olan PKK’yla müzakere yasasını iptal etmek değil midir? “Nasıl olur” demeyin!.. Darbeden sonra kanun hükmünde kararnamelerle Anayasa’yı bile değiştirenler, bir kanunu mu iptal edemeyecek?..

Müyesser Yıldız

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER