Asikurtlar©

“Algı Operasyonu” Kapsamındaki Arkadaşlarımıza

“Algı Operasyonu” Kapsamındaki Arkadaşlarımıza
05 Aralık 2015 - 17:57 'de eklendi ve 4384 kez görüntülendi.

“ Seçim sonuçları bana göre, Sosyolojik bir vakıadır ve Sosyologlar tarafından mutlaka incelenmelidir. İşin o tarafını sosyologlara bırakalım. „
Ülkücü hareketin en büyük sıkıntısı bana göre, söylediklerinin haklılığının zamanında değil, zamanla anlaşılmasıdır. 46 yıllık siyasi tarihi boyunca söylediklerinin tamamı doğru çıkmasına rağmen, seçimlerde arzulanan sonuçlara ulaşılamamasının sebepleri üzerinde elbette kafa yorulması gerekmektedir. Bu sebepler sıralansa, parti yönetiminin sorun olarak görülmesi sanırım en sonda bile kendine yer bulamayacaktır. Seçim sonuçları bana göre, Sosyolojik bir vakıadır ve Sosyologlar tarafından mutlaka incelenmelidir. İşin o tarafını sosyologlara bırakalım.

Gelinen noktada, parti yönetiminin değişmesini isteyenlerin sesinin daha çok çıkıyor olması ve olağanüstü kongre isteyenlerin daha baskın gibi görünmesi, sorun sıralamasının tersine çevrildiğini göstermektedir. Gerçek sebepler göz ardı edilerek üretilen her çözüm, aslında daha yeni ve daha karmaşık sorunları da beraberinde getirecektir.

Siyasette elbette ölçü seçim başarısıdır. Fakat unutulmamalıdır ki, MHP sadece bir siyasi parti değildir, aynı zamanda bir davanın temsilcisi, takipçisi ve otoritesidir. Meseleye bu açıdan bakarsak, partinin seçimlerde elde ettiği sonuçları, başarı için yegâne ölçü olarak almamız, bizi yanlışa götürecektir.
İnsanların manipüle edildiği seçimlerde, istenilen sonuçlar ortaya çıkmayınca, kendi liderine olmadık laflar edenlerin yarın öbür gün “46 yıldır siyaset sahnesinde olan bu partinin iktidar olacağı yok. Bu davadan bir şey olmaz. Ben vazgeçtim artık bu davadan, iktidar olanların yanında saf tutuyorum, zaten bu dava bir hayaldi, uyandım artık.” demeyeceğinin garantisi var mıdır?

Daha açık bir ifadeyle, liderinin başarısının ölçüsü olarak iktidar olup olamadığını düşünenlerin, Türk Milliyetçiliği fikriyatının haklılığının ölçüsü olarak iktidar olup olamadığını düşünmeyeceğinin garantisi nedir? Kendimi bildim bileli bu hareketin içerisindeyim. Şimdi sizin yaptığınız gibi yapanları isim isim buradan yazsam, “Devlet bey diktatör gibi, o yüzden partiden ayrılıyorum” diyerek gidenlerin nerelerde, kimlerle nasıl saf tuttuğunu herhalde benden iyi biliyorsunuzdur.
1 Kasım seçimlerinde sonra bütün sorumluluğu Genel Başkanımıza yükleyerek lidere sadakatten vazgeçenlerin, çok yakında partimizin 46 yıllık tarihini de aynı kıstasa göre sorgulayarak partiye/davaya sadakatten vazgeçeceğine emin olabilirsiniz.

“Gitsin” dediğiniz kişinin yerine “gelsin” diye peşine düştüklerinizi hiç mi sorgulamıyorsunuz?

Aday yapıldığında cengaver gibi çalışan, aday yapılmadığında ise köşesine çekilip çökmemizi bekleyenlerde nasıl bir “kabiliyet” görüyorsunuz da peşine düşüyorsunuz?
Ben de son üç seçimde aday adayı oldum. Listeye giremedim. Buna rağmen davam için, partimin başarısı için bir aday gibi çalıştım. Çünkü beni bu davaya bağlayan, adaylık değil fikirdir. Benim gibi listeye giremeyen yüzlerce ülküdaşım da, aday olmuş gibi çalışmışlardır. Fakat ne hikmetse şimdi bazı arkadaşlarımız, davaya fikri yönden değil, adaylık yönünden bağlı kişilerin peşine düşüyor, “davaya sadakatlerini” hiç sorgulamıyorlar. Elbette her ülkücünün her makama talip olma hakkı vardır. Bu tamam da, liderliğe soyunanların, vekil olduğu süre içerisinde davaya hangi olumlu hizmetleri olmuş, hangi ülkücünün derdine derman olmuş, bunu hiç mi sorgulamak aklınıza gelmiyor acaba?

Algı operasyonunun etkisinde kalan arkadaşlarımız aslında büyük bir çelişki içerisindeler.

“MHP, lideri yanlış olduğu için oy kaybettiyse, AKP doğru olduğu için oyunu artırdı”
Bir ülkücünün, AKP’yi doğru olarak görmesi abesle iştigal değil midir?
“7 Haziran sonucunda MHP bir koalisyon içerisinde yer almalıydı, parti yönetimi bunu engelleyerek 1 Kasım’da AKP’nin tekrar iktidar olmasını sağladı.”
Böyle düşünenler şu iki şeyin farkında değil.
AKP, hiçbir şekilde bir koalisyondan yana değildi. Dolayısıyla MHP ile koalisyon görüşmesi yapmadılar.
MHP’nin önünde tek seçenek vardı. O da %60 dedikleri blok içerisinde yer almak. MHP bu seçeneği düşünmedi bile. Düşünemezdi çünkü bu durum MHP’nin varlık sebebine aykırıydı.

Şimdi bu iki maddede özetlemeye çalıştığım durumları tekrar düşündüğümüzde, 1 Kasım’daki sonucun ortaya çıkmasının sorumlusu olarak genel başkanımızı hedef tahtasına oturtmak ne kadar mantıklıdır, ne kadar ülkücü ahlaka uygundur, takdirlerinize bırakıyorum.
Düşman, pusu kurduğu yerde önce Komutanı hedef alır.

Satranç oyununu bilen bilir. Bütün hamleler rakibin ŞAH’ını yemek için yapılır. Siyaset de bence satranç oyunu gibidir. Haaa, verelim ŞAH’ı, kurtulalım diyorsanız, siz satranç değil dama veya kız tavlası oynamalısınız…
Bence her ülküdaşımızın aynaya bakıp “ya acaba y-Türkiye kurma hayali güdenlerin, engelleri kaldırmak adına bizi gaza getirip kendi partimizi bizim elimizle yok ettirmek mi istiyorlar, bizim çayın taşıyla bizim çayın kuşunu mu vuruyoruz acaba” diye düşünmelerini bekliyorum.

“Stratejik hatalar yok” demiyorum elbette. Fakat unutulmasın ki, bazı stratejilerin doğruluğu veya yanlışlığı ancak sonucu görüldükten sonra anlaşılabilmektedir. Kaldı ki, MHP’nin koalisyon için öne sürdüğü şartlara, bırakın ülkücüleri, namuslu hiçbir vatandaşımız itiraz edemez. Oluşturulan “algı operasyonu” etkisini gösterdi ve böyle bir sonuç çıktı, hepsi bu aslında.

Ne yapsaydı Devlet bey?
Ön şartları mı yanlıştı?
PKK’nın uzantılarını yok sayması mı yanlıştı?
Çözülme sürecine destek mi verseydi?
CHP gibi, iktidar ortağı olmak için her değerinden vazgeçenlerden mi olsaydı?

Dürüstlüğün, ilkeli tutumun, yalana dolana sapmadan dosdoğru olmanın “defo” sayıldığı, hırsızlığın, yolsuzluğun görmezden gelindiği, yasa tanımazlığın “delikanlılık” sayıldığı, bölücü terörle müzakerenin “vatanseverlik”, Türklüğü yok etmeye çalışmanın “Milliyetçilik” kabul edildiği, Türklüğü her yerden silmeye teşebbüs edene “REİS” denildiği…ülkelerde elbette bundan başka sonuç çıkmazdı…

Meydanlarda “hırsızlardan hesap sormazsam namerdim” demesine rağmen bu sözünü unutup “dün dündür bugün bugündür” diyerek şartsız şurtsuz koalisyon kurmadığı için mi suçluyorsunuz Devlet beyi?
“Ülkenin bölünmez bütünlüğü için milletten oy istedim, ama bana ne bölünmez bütünlükten, iktidar nimetleri daha cazip, gelin koalisyon kuralım” demediği için mi suçluyorsunuz Devlet beyi?

Devletin ve Türk milletinin bugün en büyük sorunu olan bölücü terör ve meclisteki uzantılarına “”sizi yok kabul ediyoruz, siz devlet düşmanısınız, siz bebek katilisiniz” diyeceğine “legal” kabul edip onlarla işbirliği yapmadığı için mi suçluyorsunuz Devlet beyi?

Elbette gerekenler yapılacaktır, yapılmalıdır. Yorulanlar, ayak uyduramayanlar, kadro, gazete, TV gözden geçirilmelidir. Fakaaat, olağanüstü şartlarda gidilen 2002 seçimleri hariç partiyi daima baraj üstünde tutan Devlet Bahçeli, bu kutlu hareketin tartışmasız lideridir ve öyle de kalacaktır.
İktidara susamış bir hareketin içerisinde mutlaka bir takım serzenişler, çığlıklar olması normaldir. Ama bu hareket aklını peynir ekmekle yemedi. Kerameti kendinden menkul bazı isimleri o makama layık görüp gaza gelen arkadaşlarımız şunu bilsin ki, kanımızla, canımızla, gençliğimizi heba ederek büyüttüğümüz bu hareketi falanın filanın arka bahçesi yaptırmayız, yaptırmayacağız.
***
Yazı biraz uzun oldu, farkındayım. Rahmetli Atsız’ın, “YORULANLAR” isimli makalesinden birkaç cümleyle bitirelim de, mesele iyice anlaşılsın.
…Nihayet kritik anlar gelir. Mesafe uzamış, ciğerlerle kaslar yorulmuş, sinir gücü yıpranmıştır. Artık bundan sonrası inanç, karakter ve şeref meselesidir. Yarışlar böyledir. Yarı yolda yorulup bırakanlar bulunur. Hatta yarışı terk etmeden önce yanındakine çelme atanlar da bulunabilir. Bunlar olağandır. Dünya durdukça yarışlar yapılacak ve onu şerefle bitirenler, az da olsa, daima bulunacaktır.
MEHMET ÇELEBİOĞLU

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER