Asikurtlar©

“Aldatıldık” demek sizi kurtarır mı

“Aldatıldık” demek sizi kurtarır mı
17 Eylül 2016 - 0:00 'de eklendi ve 11080 kez görüntülendi.

Siz Fethullah’çılara bu kadar yüz verir onlarla birlikte ortak suç işlerseniz sonunda özür dilemek veya aldatıldık, kandırıldık demek sizi hukuken cezadan sürekli kurtarmaz.

Umarım ulusça en kısa sürede şu vicdansız, hain, zalim ve gözlerini kan bürümüş FETÖ üyelerinden ve bu örgüte destek verenlerden kurtuluruz.

Herkesin bildiği şekilde iki ortak arasında sonunda “yarar kavgası” çıkınca her iki tarafta elindeki bütün olanakları seferber etmiştir. Bütün bu anlatılanların sonucu olarak diyebiliriz ki nasıl 17 Aralık gizlilik içerisinde ve yöneticiler tarafından beklenmedik bir anda yapılmışsa, darbe de adeta aymazlık içinde davet edilmiştir. Burada önemli olan darbecilerin bu işi yapabileceklerine inanmalarıdır. Bugün Darbeye karşı tutum sergileyenlerin hataları ve ihmalleri, bu olayı adeta teşvik etmiştir. Ama onlar aldatıldık ve kandırıldık demektedirler. Bu nedenle hesap sorulurken sorumlu siyasetçiler de unutulmamalıdır. Aksi halde 240 şehidimizin kanı yerde kalacaktır.

FETÖ’ye karşı temizlik eylemi sürerken, “aldatıldım ve kandırıldım herkesten özür dilerim” konusuna geri dönmenin zamanıdır.

Dini inançlara göre ilk aldatılan insan Havva’dır. Şeytan tarafından yasak elmayla aldatılmıştır. Sonra o da Adem’i aldatmıştır.

Sonuç: yasak meyveyi yedikleri için cezalandırılmışlar ve cennetten kovulmuşlardır. Yani aldatılmak, konan kuralın ihlali için hafifletici veya yumuşatıcı bir neden olamamıştır. Hatta ortada şeytanın var olması bile cezayı hafifletmemiş ve tanrının affına sığınamamışlardır. Bu dinen böyledir.

İnsanı eşi aldatabilir…

Yöneticiyi danışmanları aldatabilir…

Sülün Osman Galata köprüsünü satarak alıcısını aldatabilir…

Savcılar sahte belgeler ile mahkemeyi ve hakimi aldatabilirler…

Mahkeme sahte belgelere bilerek gerçek diyerek tüm kamu oyunu ve Yargıtay’ı aldatabilir…

Yargıtay’ın bir ceza dairesi Mahkeme ile işbirliği yaparak tüm ulusu aldatabilir…

Emniyet sahte belgeler hazırlayarak savcıları aldatabilir…

Ülkenin Başbakan’ı “Kabataş’ta türbanlı vatandaşımıza tecavüz ettiler” diyerek herkesi aldatabilir…

Tabi bir de insanın kendisini aldatması var. O, çok değişik bir aldatma.

HANGİ KONUDA NASIL ALDATILDIKLARINI AÇIKLAMAK ZORUNDALAR

Bu örnekler binlerce olabilir ama önemli olan örnek sayısı değil.

Her aldatma olayında,kendini aldatmak hariç, bir aldatan, bir aldanan, bir aldatma konusu, ve bir de aldatma şekli vardır.

Adem ile Havva’nın dünya kültüründe hangi konuda, nasıl aldatıldıkları bellidir.

Aldatıldım diyenler hangi konuda ve nasıl aldatıldıklarını açıklamak zorundadırlar.

TSK mensuplarına kurulan kumpasta “aldatıldım, kandırıldım” diyen Cumhurbaşkanımız da kimin tarafından, hangi konuda ve nasıl aldatıldığını açıklamak zorundadır. Sadece aldatıldım demenin hiçbir anlamı yoktur.

Fethullah Gülen 2001 yılından beri, belki de öncesinden, sizin ortağınız değil miydi?

Onlara istedikleri her şeyi vermediniz mi?

Emniyeti ve Yargı’yı onlara emanet etmediniz mi?

Şimdi görüyoruz ki bütün bakanlıklarda ve hatta TSK içerisinde devletin en önemli kadroları onlara emanet edilmiş. Yukarıdaki açıklamalarınızdan sonra bunların bilinç dışı, tesadüflerle yapıldığı herhalde söylenemez.

Bugün “biz o zamanlar onların terörist olduğunu veya iktidarı ele geçirme hırsı ile yandıklarını bilmiyorduk” diyemezsiniz. Zira Nuh Mete Yüksel iddianamesini 22.8.2000 tarihinde yayınlamış,AKP ise 2001 yılında kurulmuştur. O iddianamede her şey delilleri ile yazılıdır. Ama siz ortağınızla aranızın iyi olduğu sürede Fethullah Gülen’in hukuk oyunları ile beraat etmesini sağladınız. Tabi böyle bir beraatın Fethullah Gülenin ne olduğunu değiştirmeyeceğini çocuklar bile biliyor. Kısacası beraat etmesi, Fethullah Gülen’in iddianamede yer alan kişiliğini değiştirmemiştir.

1999’u hatırlayanlar Ali Kırca’nın yönettiği ve Necip Hablemitoğlu ile Türkan Saylan’ın da katıldığı bir tartışmada Necip Hablemitoğlu, bugünleri noktasına, virgülüne kadar anlatmıştır. Yani herkes her şeyi o zamanlar biliyordu.

2002 de iktidar olan bir parti nasıl olurda bu bilgiye rağmen FETÖ ile ortaklık yapar?

ESKİ BAŞBAKAN YARDIMCISI AÇIKÇA SÖYLEMİŞTİ

TKV’nin tertiplediği ve “Abant Toplantıları” olarak bilinen toplantılarda Soros’çular ile birlikte alınan karar gereğince beraberce Ergenekon, Balyoz, Kafes, Poyrazköy vs. Kumpaslarını planlamadınız mı? Bu eyleme en azından bir onay vermediniz mi? Bu işbirliğini inkar edemezsiniz. Zira Bir zamanlar AK Parti üyesi ve Başbakan yardımcısı olan Dengir Mir Mehmet Fırat tarafından 2015 yılında, “…(askeri vesayetten kurtulmak kast edilerek) kuyruğu zor kurtardık! Bir mücadele gerekiyordu ve bunu hukuk içinde yapabilmek pek mümkün değildi…” açıklaması yapılmış ve zamanın Başbakan’ının, Fethullah Gülen sempatizanlarını kast ederek “Kıblemizin aynı olduğu insanlardan bize zarar gelmez” dediğinizi ifade etmiştir.Onun açıklamasına göre Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, bilinçli olarak, hukukun dışında teknik takip, ortam dinlemesi gibi imkânlar FETÖ üyelerine verilmiştir. Bu eylemleri yapan vicdansız insanların terörist olduğundan şüpheniz mi vardı? Yani aldatılma falan yok bilinçli eylem var.

Eski bir Başbakan Yardımcısının yaptığı bu kısa açıklama (tarafınızdan tekzip edilmemiştir), kumpasın neden hazırlandığını, kimlerle ve nasıl işbirliği yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Hala aldatıldığınızı mı iddia ediyorsunuz?

1.Ordu Karargahından belgeleri ve ses kasetlerini çalıp Başbakan’a getiren insanların teröristliğinden şüphe mi duydunuz? Bu gün o insanlar FETÖ üyesi olmakla suçlanıyorlar ama olay zamanında gözaltına bile alınmadılar. Yaptıkları eylem o zaman da devlete karşıydı, 15 Temmuzda da devlete karşıdır. Onların 1-2 ay önce terörist olmadılar; senelerdir teröristtiler.

Aldatma konusuna gelince eski ortağınız da “…ama onlarda bizi Oslo görüşmelerini saklayarak aldattılar” demektedirler. Ne diyeceksiniz?

Ortağınız acaba neden 7 şubat 2012 günü Hakan Fidan’ı tutuklamaya kalktı? Ortada hiç mi bir menfaat çatışması yoktu? MİT’e sızmak yetersiz bir açıklamadır.

Neden,17/25 milat seçilsin yaygarası koparıldı ve koparılıyor? Herkes biliyor ki bu cemaatin bir terörist örgüt olduğu 2000 yılından beri resmi kayıt altına alınmıştır. O halde 2001-2013 arasında o cemaatle ortak olmak da suçtur. Hukuk böyle diyor. Kamuoyunu aldatarak, AKP’nin bu yükten kurtulması için FETÖ olayının başlangıcını, ortaklığın bozulduğu güne getirmek lazımdır. Yani yine aldatmak söz konusudur.

En net ve açık konu kumpas davalarıdır. Bu davaların FETÖ tarafından tezgahlandığını bütün dünya ve her yaştan insan biliyor. Siz o zaman onların ortağı değil miydiniz? Yani yapılan suça katılmadınız mı? Hangi hakla miladı 17/25’e getirmeye çalışıyorsunuz?

SIZINTI NEREDE OLDU

Gelelim aldatıldık, kandırıldık diyerek 15 Temmuz darbesinin nedenlerini hazırlayıcı olmaktan kurtulma çabalarına:

Fethullah Gülen’in amacının iktidarı ele geçirmek olduğu “Mülkiye, Harbiye, Adliye” hedefini verdiği 1980’li yıllardan beri biliniyordu. Üç kez iktidarı ele geçirmeyi denedi: 7 şubat 2012, 17 Aralık 2013, bir bakıma da MİT TIR’ları, Ocak 2014. Hep başarısızdı, bütün cephanesini tüketmişti ve artık iktidarı ele geçirmek için darbeden başka çaresi kalmamıştı.

Son çare olmasına rağmen darbe çok iyi bir örgütlenme, güç ve uygun ortam gerektirir.

Bana göre bu uygun ortam şöyle yaratıldı:

Fethullah yönünden ortama bakalım.

-Fethullah Gülen, Devlet çarkında meydana gelen sızıntı ile çok yakın zamanda sadece TSK değil her bakanlıktan tasfiye edileceğini ve sıfıra ineceğini öğrenmişti (bu konuda çalışma yapanların arasında FETÖ üyesi olabilir. Eğer yoksa bu bilgiler AKP’liler tarafından sızdırılmış olması gerekir. Sızdırma bilinçli midir yoksa gevezelikten mi olmuştur? Hükümet bu konuda ne gibi bir araştırma yapmaktadır?),

-Fethullah Gülen, hırsı ile iktidarı ele geçirmek isterken darbe dışı yolları denemiş ve başaramamış, çaresiz kalmıştı, yani bundan sonraki atılacak bir adımın ne olduğunu tahmin etmek herhalde zor olmasa gerekti,

-Devletin çok kötü istihbaratı veya istihbarat zafiyeti (hatta yok diyebiliriz), buna mukabil FETÖ’nün her türlü bilgiye erişebilmesi örgüte bir avantaj veriyordu,

-Örgüt üyeleri çok iyi gizlendiklerini zannediyorlardı (onlarda böyle bir algı olmasına rağmen böyle olmadığını 15 temmuzdan hemen sonra ortaya çıkan listelerin uzunluğundan anlıyoruz) böylece sürpriz yaratabileceklerini zannettiler.

-Başarıya ulaşırlarsa veya bir hafta on gün direnebilirlerse bir dış destek bulabileceklerini değerlendirmişlerdi veya onlara öyle sözler verilmişti.

Örgüt üyeleri Fethullah Gülen’e körü körüne inanıyorlardı. Onun darbe isteğini anlaşılan o ki hiç sorgulamamışlar. Buna rağmen darbeye karar vermek için yöneticilerde bu eylemi riskli de olsa yapabileceklerine dair bir cesaret olması gerekir.

Örgütü bir darbe için cesaretlendiren ne gibi faktörler vardı.

İktidarın tutumundan dolayı:

Yapılan hukuksuz işlemlerin ortağı iktidar partisiydi. O halde örgüte karşı çıkamazdı. Zira bütün gizli kararlar ortaya çıkardı (darbe yargılamalarında bu konuyu göreceğiz).

Cemaat mensuplarının devlet içine yaygın olarak yerleşmesine göz yumulmuş hatta bu olay teşvik edilmiştir.

2004’TEKİ MGK KARARININ UYGULANMAMASI ÖRGÜTE CESARET VERDİ

17/25 olayından sonra tasfiye yapılmıştı ama Hükümet TSK ve diğer bakanlıklarda tasfiyeye cesaret edememiş, sadece Emniyet’te tasfiye olmuştu.

İktidarın kumpas davalarında örgüt ile ortaklık yapması ve onların her istediği yasayı istedikleri şekilde çıkarması, örgüt üyelerine “biz neymişiz” anlamında cesaret vermiştir.

Kumpas davaları ile TSK’nın itibarsızlaştırılması ve zayıflatılması, FETÖ’nün önünü açmış ama iktidar bildiği halde bu denge unsurunu görememiştir.

25 Ağustos 2004 tarihli “Fethullah Gülen Örgütüne Karşı Alınacak Tedbirler” hakkındaki MGK’ın tavsiye kararı uygulanmamış ve uygulanmadığını açıkça ilan edilmiştir.

17/25 olayında Cumhurbaşkanı’nın yalnız bırakılması FETÖ’ye cesaret vermiştir.

TSK’nın son zamanlardaki tutumu:

Pek çok kez uyarılmasına rağmen komuta heyeti TSK’da Fethullahcı kimse olmadığı konusunda ısrar etti ve binleri aşan bu kişiler hakkında işlem yapmadı.

Bir Genelkurmay Başkanı da yakın bir zamanda “TSK içerisinde Fethullahcı yoktur; olduğuna dair elinde kanıt olanlar beri gelsinler” diyebilmiştir.

Kumpas ve özellikle Balyoz davalarında laik ve Kemalist çok değerli, önleri açık subaylar haksızca tasfiye edildi. 2013-2015 döneminde çok miktarda, önceki yıllarda az sayıda FETÖ’cü subay ve general/amiral yönetici kadrolarına getirildi.

TSK’ya FETÖ’cülerin giriş kaynakları bilinmesine rağmen gerekli tedbirler alınmadı. FETÖ’cü sayısı hızlı olarak arttı.

TSK içerisindeki bu darbeciler nasıl çoğaldı ve gizlendi? Terfi edenlerin son 6 yıldaki askeri şurada yükseltildikleri ve yarısının da sivil liselerden geldikleri görülüyor. O zaman TSK’ya giriş sınav sistemini neden değiştirdiniz? Bir kez girdikten sonra adeta haşhaş etkisi ile hareket eden haşhaşiler gibi “uyuyan ajan” haline getirilmiş bu gençleri eğitim formasyonu alırken tespit etmek zordur ama yine de kimi tedbirlerin alınması gerekirdi ki işleri biraz daha zorlaşsın, göz göre göre vatanını seven 3000 öğrenciyi baskı ile okullardan çıkartmasınlar…İşte tedbir almazsanız meydan böyle haşhaşiler için boş kalır…Herhalde son iki Genelkurmay Başkanının “sivil liselerden” mesleğe kabulü de duyarsızlıklarında rol oynamıştır.

Hablemitoğlu ölmeden önce yazdığı Köstebek kitabında Genelkurmay Başkanlığı Karargahında 300’e yakın Fethullahcı olduğuna işaret etmiştir(daha sene 2002). Bütün TSK’yı ayağa kaldıracak bu bilgi üzerine bir işlem yapılmış mıdır? Bilinmemektedir.

Yapılan açıklamalardan anladığımız kadarı ile TSK’da bu kişilerin varlığına inanmayan birçok üst yönetici görev yapmıştır. Zaten sonradan anlaşıldı ki FETÖ’cülerin TSK içerisinde olduğuna inananlardan önemli bir kısım da bugün için FETÖ şüphelisidir. 2008 yılından beri:

-Raporlara işlem yapmayan komutanlar,

-Cemaat, İktidar partisinin ortağı olduğu için Fetullah’cılar hakkında işlem yapmaya çekinen komutanlar,

-Elini taşın altına sokarak Cemaatin hedefi olmaktan çekinen komutanlar olduğu pek çok kişi tarafından bilinmektedir…

“ALDATILDIK” DEMEK SİZİ KURTARMAZ

Donanma Komutanlığında zeminin altından çıkan sahte belgeleri oraya koyanlar ile 1. Ordu’dan gizli ve çok gizli belgeleri ve seminer kasetlerini çalanları gereği şekilde araştırmayanlar örgütle işbirliği yaptıkları için suçlu değil midir?

Fethullahçı olduğu tahmin edilenlerin hiç biri onlar hakkındaki şüphelerini açıklayanları yanıltmamışlardır. Demek ki zamanında komutanlara ulaştırılan bilgiler biraz ciddiye alınsaydı, bugün sonuç çok değişik olurdu. Bununla birlikte suçlananların General-Amiral seviyesinde mevcudun %50’sine varan bir seviyeye ulaşmasının beni şaşırttığını söylemeliyim. Darbe yapacak düzeyde örgütlenmelerine nasıl göz göre göre sessiz kalındı veya yardımcı olundu?

Siz Fethullah’cılara bu kadar yüz verir onlarla birlikte ortak suç işlerseniz sonunda özür dilemek veya aldatıldık, kandırıldık demek sizi hukuken cezadan sürekli kurtarmayacağı gibi çaresiz kalmış FETÖ/PYD kalıntısı üyelere de her türlü hareket için cesaret verir.

Yalancı çobanın hikayesini bize ilkokulda öğrettiler. Her gece kurt geldi diye yalandan bağıran çobana kurt gerçekten geldiğinde kimse inanmaz. Benzeri durumu iktidar partisi ile yaşadık. Oy alabilmek için her şeye darbe dediler. Sonunda gerçek darbe olduğunda da kimse inanmadı ve inanmak istemedi. Darbeyi bu kadar çok gündemde tutarsanız sonunda birileri artık darbe düşünmeye başlar.

Özden Örnek

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER