SON DAKİKA

Plastik Top Gibi

Gündem Yazıları

Akp’den Sonra Şimdide Chp Abd’den İcazet Arıyor

Bu haber 04 Aralık 2013 - 10:10 'de eklendi ve 10 kez görüntülendi.

İsmail Özdemir

Türkiye’de garip, çarpık ve bir o kadar da kabul edilmesi mümkün olmayan siyasi bir gelenek yaratma hevesinin peşinden koşuluyor. Türk Milleti’nin adeta yok sayıldığı bu yeni anlayışın gereği olarak birileri iktidar olmanın çaresini okyanus ötesinde arar oldular. Amerikan yönetiminin bir partiye veya siyasi kişiliğe gösterdiği ilginin derin anlamı olduğu, Türkiye’nin Amerika müttefikliğinin, siyaseti de kapsadığı sürekli belli başlı isimler tarafından yazılan ve söylenen konular olmuştur.

Meramını ABD’ye anlatmadan ve fikirlerinin orada kabul görmeden iktidar olunamayacağı anlayışının üzerinde uzunca bir süredir durulur oldu. Türk Siyasi tarihine bu algı “önce ABD’yi ikna et, onu ikna edersen başarılı olur, iktidara gelirsin” şeklinde sokulmaya çalışıldı.

Hatırlayalım, 2002 yılında AKP’nin kuruluşunun akabinde Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Başbakan olduktan sonra Abdullah Gül’ün ABD’ye yaptığı ziyaretleri. Orada kimlerle görüşüldüğünü, neler dediklerini…

O dönemin içerisindeki bu meseleyle alakalı bulacağınız tüm haber kaynakları, yapılan açıklamalar ve çekilen fotoğraflarda AKP’nin kendisini ABD’ye anlatma ve ABD’nin bölgesel hesaplarına dair sahip olduğu “fikir birliğini” görmüş olacaksınız.

Milli Görüş gömleğinin nasıl çıkarılıp, ABD’nin istediği kalıptaki yeni gömleğin giyilip, AKP’nin yola koyulduğunu bu ziyaretler sonrasında görürsünüz. Bunun ardı sıra gelen Irak işgali, ABD’nin Türkiye’den talep ettiği meseleler için meclise getirilen tezkereyi ve bu tezkerenin 1 Mart’ta meclisten “tüm çabalara rağmen” geçirilemediğini ve sonrasında “aman bizleri kapı deliğine süpürmeyin, bir yanlışlık oldu” hezeyanlarının ne anlam ifade ettiğini, böylelikle biraz daha iyi kavramış olursunuz. Sonrasında Irak’ın işgal edilmesi akabinde AKP’ye tevdi edilen BOP eşbaşkanlığı görevinin ne olduğu, AKP’nin bu görevi aldığını açıklamasının ardından neler yaptığı artık herkesin malumu.

11 yıldır AKP, kendisini iktidar yapan gücün okyanus ötesine dayandığına inanıyor. Hatta bunu Recep Tayyip Erdoğan farklı bir şekilde de olsa dile getirdi. 20-24 Mayıs 2012 tarihlerinde Pakistan ve Kazakistan’a yaptığı ziyarette uçakta gazetecilerin sorusunu yanıtlarken bir gazetecinin sorduğu “AKP’yi NATO’mu iktidar yaptı” sorusuna verdiği cevapta “Türkiye’de NATO’ya karşı olan hiçbir parti iktidar olamadı. Sol partiler hep karşı çıktı. Tek başına iktidara gelemedi. Ama sağ partiler destek verdi, iktidar oldular.” sözleri AKP’nin kuvveti milletten değil, millete rağmen başka yerlerden bulduğunun en belirgin göstergesi olmuştur.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD’yi ziyaret edeceğini ilk işittiğimde işte bu konular birer birer hafızamda tekrar canlandı. Daha önce bazı CHP’li yöneticilerinin ABD’ye yaptığı ziyaret, Gezi Parkı olayları sırasında AKP’nin özellikle uluslararası kamuoyu nezdinde sabıkalı hale gelen duruşu, Kılıçdaroğlu’nun ABD tarafından beklendiği ölçüde ağırlanmayacağına dair haberler ve sonrasında ABD Ankara Büyükelçisinin devreye girmesiyle yapılması kararlaştırılan ziyaretlerin başka anlamlar taşıdığı hissi eminim herkeste de uyanmıştır.

Bu noktadan sonra artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinde neler söyleyeceği meselesine herkes odaklanmışken, geride bıraktığımız gün Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar, CHP’nin ABD ziyareti ilgili duruş ve düşüncedeki haklılığımızı ortaya çıkardı.

Kılıçdaroğlu’nun “meşhur” Brookings Enstitüsü’nde söylediği “NATO ittifakını önemsiyoruz ve NATO’nun önem, rol ve etkisinin günümüz dünyasında daha da arttığını düşünüyoruz. Türkiye ittifaklarına sadık bir ülkedir. ” sözlerinin bir derinliği olduğu her haliyle ortadadır. Bu noktada tekrar hatırlayalım, ABD’nin küresel ve bölgesel hesaplarında eşbaşkanlık yapan Erdoğan ne demişti:”Türkiye’de NATO karşıtı hiçbir parti iktidar olamadı.”

Eminim şimdi CHP’nin ziyaretinin amacını ve taşıdığı anlamı daha iyi kavramışsınızdır. Böylesi bir anlayışı kabul etmek asla mümkün değildir.

Evet, ülkemizin uluslararası kamuoyu ile “kendi çıkarları” ölçüsünde işbirlikleri olmalı ancak iktidar olma noktasında Türk Milleti’ni bir kenara itip, kuvveti başka merkezlerde aramanın milli ahlak ve siyasi etik ile bağdaşacak hiçbir yönü yoktur.

Türkiye AKP ve CHP arasında, daha genel bir ifadeyle teslimiyeti işbirliği ve fikir alış verişi kılıfı adı altında sunan zihniyetler arasındaki bir tercihe asla mahkum olamaz!

Küresel sistem, Türkiye’nin hangi kimliğine ihtiyaç duyuyorsa, o kimliğin giysisini giyip kendisine biçilen rolü oynamaya başlaması (Kılıçdaroğlu’nun, ABD’nin bölgesel düzeyde bir mezhepsel çatışma riskinin olduğunu açıklaması ve İran ile ABD arasında başlayan yakınlaşmanın akabinde ziyaretinde durduk yere ‘Alevi’ olduğuna vurgu yapması manidar olmuştur), ne zaman Avrupalı, Asyalı yada Ortadoğulu olacağının istenmesine göre uygun yapılı bir siyasi kimliğe ulaştırılmasını kabul ederek ülkeyi yönetmeye kalkmak, milli menfaatlerimize tümüyle aykırıdır. Böylesi bir düşünceyle, ülkeler arası işbirliği tanımının, teslimiyete dönüştüğü gerçeği kabul edilmelidir.

Türk Milleti’nin çıkarlarını diğer tüm menfi ve siyasi çıkarların üzerinde tutan, kuvveti ve yetkiyi milletin kendisinden başka bir yerde aramayan, millete rağmen değil sadece millet için çalışan ve Türk Milleti’nin merkezinde olmadığı hiçbir anlayışa yol vermeyen kararlı ve dirayetli bir iktidar tarafından Türkiye yönetilmedikçe güçlü ve kendi kararlarını uygulayabilen bir ülke olmamız mümkün olamaz.

Türk Milleti, AKP ve CHP’nin bu akıl almaz, vicdanların kabul etmeyeceği duruşunu görüp, tek milli merkez halini alan MHP’ye tek başına iktidar için yetki vermedikçe, kaybetmeye mecbur bırakılmaya çalışılacaktır.

Yıllardır üzerimizde oynanan oyunları bir çırpıda yırtıp, “bu vatan bizim” demenin ve Türk Milleti’nin tek samimi temsilcisi MHP’yi iktidara taşımanın sizce de artık vakti gelmedi mi?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.