Asikurtlar©

AKP’DE ANAYASA GURULTULARI

AKP’DE ANAYASA GURULTULARI
21 Aralık 2016 - 1:36 'de eklendi ve 4267 kez görüntülendi.

Toplumun büyük bir kesimi artık olanların ve olayların farkına varmaya başladı ve Türkiye’nin normalleşmesi gerektiğini dillendirir oldu. Normalleşme deyince elbette 15 Temmuz süreci ile başlayan ve Rus büyükelçisinin katledilmesine varan korku, kaos ve karanlık günlerin son bulmasından bahsediyorum. Aksi halde “15 Temmuz öncesinde neyimiz normaldi ki?” sorularının ardı arkası kesilmez. Evet normal bir ülke değildik ama devlet olma özelliklerinin bir çoğuna haiz bir kurumsal yapımız vardı. Her ne kadar belli gayri milli grupların esareti altına girse de ağır aksak işleyen bir bürokrasimiz vardı. Yapılan yanlışların hesabının sandıkta sorulmasına fırsat tanıyan normal bir siyasi ortam vardı. 15 Temmuz sonrasında ise aslında gelinen noktanın kati bir iflas ve devletin yıkılmaya yüz tutması gerçeği olduğu acı bir tablo olarak karşımızda duruyordu.

Esasen 15 Temmuz vesilesi ile öğrendiğimiz en büyük gerçek, geçen 14 yılda yapılanların sonucunun tek kelime ile “enkaz” şeklinde açığa çıkması oldu. Siyaset enkaza dönüşmüştü, demokrasi ve insan hakları can çekişiyor, ekonomi enkazın dip bölümünde sürünüyordu. Ve din anlayışı, hiç olmadığı kadar enkaz halinde. Düşünebiliyor musunuz, din eğitimi veren okullar olmasa Pisa da Afrika ülkelerinin üstüne çıkacağız. Yani eğitimdeki enkaz, en büyüğü…

Bu enkazın oluşum serüvenine STK’lar yönü ile bakmak istiyorum. Elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan Sivil Toplum Kuruluşları ülkemizde oldukça köklü bir yapıya sahip. Birçok STK’mız Osmanlı Devletinden kalma. Her biri toplumsal bir alanda belli görevler üstlenmiş. Kuşların tedavi edilmesinden tutun da aşı üretimine kadar birçok STK çok önemli toplumsal görevleri ifa etmenin gururunu yaşıyor. Vakıf, dernek, kulüp, oda, sendika gibi alanlarda teşekkül eden STK’lar, son yıllarda tarikat ve cemaatlerin resmi yüzü olmakla meşgul.

Faaliyeti kanunla yasaklanmış olan tarikat ve cemaatler STK kimliği ile varlıklarını devam ettirmekle kalmayıp bilhassa AKP hükümetleri döneminde siyasete nüfuz eder bir yapıya kavuşmuştur. 15 Temmuzun faili olarak anılan yapı da işte böyle bir cemaat yapılanmasından başka bir şey değildir. Elbette bu yapılar AKP hükümetlerinden önce de mevcuttular. Ama devlet refleksi ile yüksek bürokrasinin ve Askeriyenin daima dışında tutuldular.  AKP hükümetleri döneminde ise AKP’nin kendi tüzel kişiliği başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşu ele geçirdiler. Bu cemaatleri salt oy deposu olarak gören AKP yöneticileri, partilerinin ve şahıslarının çıkarlarını devlet ve millet çıkarlarının önünde tutma gibi bir alışkanlığa bulaşınca da AKP bu tür yapıların esiri haline geldi. Milletvekili adayları mı belirlenecek, tarikat ve cemaatler hemen listeleri gönderdiler, atama mı yapılacak, hemen mensuplar hazır. Öyle ki, falanca bakanlık falanca tarikatın, filanca müdürlük filan tarikatın gibi parsellemeler artık siyaset mekanizmasında normal karşılanır oldu. Bu tarikat ve cemaatler AKP hükümetlerini daima oy tehdidi ile baskı altında tuttular. Ve bu güne kadar her istediklerini yaptırdılar. Peki bu gün ne durumdayız?

Yıkılmaya yüz tutmuş devlete bir el uzandı ve ülkemizde normalleşmenin hız kazanması adına ‘devletin bekası her şeyden önce gelir’ sloganı ile atmosferi değiştirdi. Bu el Dr. Devlet Bahçeli’nin elinden başkası değildi. Devlet Bahçeli’nin süreç içerisindeki yaklaşımları AKP’lilerce hayretle karşılandı. Çünkü devleti kendinden ve taraftarlarından önde tutmak onların lügatinde hiç olmamıştı. Herkesin bir köşeye saklanıp olan biteni izlemeye koyulduğu o zorlu günde Devlet Bahçeli, bir bilge lider edasıyla ülkede sükuneti sağlayıp ardından da herkesin beklediği normalleşme yolunda en büyük adımı atıp, Cumhurbaşkanının sürekli anayasa suçu işlemesinin önüne geçmek masadıyla başkanlık sistemi diye dillendirilen arzunun milletin meclisine ve nihayetinde millete sorulması gerekliliğini anlatmış ve anayasa değişiklik paketinin hazırlanmasına katkı sağlamıştır.

Herkes farklı şeyler belerken, tasarı Türk kimliğini öne çıkartan bir tasarı olarak meclis başkanlığına sunulduğunda Sayın Bahçeli’yi eleştiren partilileri bile şaşırmış, başkanlık diye başlayan serüven, partili cumhurbaşkanlığına dönüşmüş, doğuştan Türk olmak ilkesi ile gereken imza atılmıştı. Şimdi söz sırası AKP cenahında idi. AKP’liler metni gördükten sonra kaynayan kazanın hararet derecesini artırırcasına karşı çıkmışlar ve itirazlar Cemil Çiçek’in açıklamaları ile basına yansıtılmıştı. Aslında bu işin arkasında da tarikatlar ve cemaatler vardı. Güneş batmayan ülkelerden beslenen bu şer yuvaları milli unsurlar içeren bir anayasaya hayır diyeceklerini, Türk kelimesinin anayasadan çıkartılmasını istediklerini, ellerini AKP’nin masasına vurarak beyan etmişlerdi.

Bu güne kadar AKP’ye her istediklerini yaptıran bu güruh acaba masaya vurduğu son yumruğun karşılığında ne alacak? Bir taraftan kürt kökenli milletvekillerinin itirazları, diğer taraftan tarikat ve cemaatlerin baskıları altında çatırdayan AKP küresel güçlerin de dahil olduğu vahim durum karşısında devletin bekasına yönelik bir eylem yapabilecek mi? Söz konusu gayri milli unsurları kendi bünyesinden atabilecek mi? İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diye çıktıkları yolda, devleti can çekişir hale getirmenin iç muhasebesini yapabilecek mi? Devletin temel dinamiklerini yerinden oynatmanın bedelini milletle beraber ödeyebilecek mi? 15 yılda çalınan hayatları geri getirebilecek mi? Zulüm ve haksızlıkları telafi edebilecek mi? Bizler bu soruların cevaplarını beklerken AKP içerisindeki bir kesim, puslu havayı fırsat bilip yeni bir parti kurma çabasındalar. Hazır MHP lideri tabanına ülkenin geldiği uçurumu algılatamamış, AKP çözülmenin eşiğinde, CHP dersen HDP oylarının peşine düşmüş bir görüntü ile terör yaltakçısı olmuş, işte tam zamanı, halkımız yeni bir lider yeni bir oluşum bekliyor diye naralar atıp meydanlara çıkmayı planlıyorlar. Bunu planlamıyorlarsa bile bu şekilde AKP nin üst aklını tehdit ediyorlar. Hal böyle olunca toplumun beklediği kanun tasarıları ve terörle mücadele istenilen ve gereken hızda yapılamıyor. Aslında AKP nin kendisi veya AKP içerisindeki bir grup terörden besleniyor. Her terör eyleminde de devleti köşeye sıkıştırmanın yeni yollarını arıyorlar. Herhalde Rus büyükelçisinin katilinin ölü olarak yakalanması da bununla açıklanabilir. Hadi bizleri kandırdınız, ya Rus istihbaratı ve Rus devleti, size inanacak mı? Elbette Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasına en büyük tepki, İngiltere den gelecekti, zira İngiliz beslemesi STK’larımızda bu anlamda üzerlerine düşeni yapıp, Türkiye’nin Rusya ile işbirliğine gitmesine hele hele Türk dünyası ile Turan yolunda atılacak adımlara şiddetle karşı çıkıp, AKP’yi ve devleti tehdit mekanizmalarını tekrar tekrar çalıştıracaklardı.

AKP’yi yönetenlerin iki ellerini başlarının arasına alıp düşünmeleri gerekir. Devleti teslim ettikleri şer odaklarından devleti ve AKP yi geri almanın planları ile devletin bekasını mı savunacaklar, yoksa eskiden olduğu gibi Yeni Türkiye senaryolarında kendilerine makam ve mevki sağlayacak istihbari eylemlerin içerisinde mi olacaklar? STK’ların kahir ekseriyetinin Devlet Bahçeli’ye soğuk baktıkları kesin. Çünkü Devlet Bahçeli ve MHP, asla sırtını küresel güçlere dayamamış ve ne gladyo ile ne de Fetö ile ünsiyet kurmamıştı. MHP ve lideri samimi Müslümanlığı yaşam ilkesi edinmiş, vatanperver şahsiyetlerdi. Devletin parası ile tekke ve zaviye yapılmasına müsaade edecek yapı ne MHP’de ne de liderinde vardı. Kamu malını yemeyi şerefsizlik addeden bir oluşum ile mevcut cemaat ve tarikat yapılarının ne işi olabilirdi? Bu sebeple Devlet Bahçeli’yi hedef alıp itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Onlar her hamle yaptığında ya yurtlarında yangın çıkıyor ya da tecavüz ettikleri yeni oğlanlar ortaya çıkıyor. Özellikle cinsel sapkınlıkta ileri düzeye ulaşmış bu topluluklarla, aynı terör örgütlerinde olduğu gibi kararlı mücadeleyi ancak milliyetçiler verebilir. Halkımızın da bu durumun derhal farkına varması ve çocuklarını taciz eden bu şeref ve onur yoksunu zalim örgütleri bir an evvel ülkemizden def etmenin yollarını araması gerekmektedir. Aksi halde, bu ülke sahipsizlikten şehit düşen ve gene sahipsizlikten tecavüze uğrayan çocukların ahının yerde kaldığı, yıkılmaktan beter olmuş bir çöplüğe dönecek.

Abdullah ERGUN

 

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER