Asikurtlar©

AKP yine haklı çıktı

AKP yine haklı çıktı
03 Ocak 2017 - 12:57 'de eklendi ve 2192 kez görüntülendi.

On emrin üstüne bir onbirinci emir inmeli göklerden: Onbirinci Emir: Suçu Başkalarının Üstüne Atmayın

 AKP hep haklı.

Suruç’ta insanlar havaya uçtu, AKP haklı çıktı.

Gar’ın önünde yüz kişi öldü AKP haklı çıktı.

Kızılay’ın göbeğinde sıradan insanlar öldü AKP haklı çıktı.

Beşiktaş, Kayseri yüzlerce sivil asker öldü, AKP haklı çıktı.

Halep şehri enkaza döndü AKP haklı çıktı.

Elimizde ordu emniyet istihbarat kalmadı AKP haklı çıktı.

Ülkemiz dört bir yandan saldırı altında AKP haklı çıktı.

Ülkemiz beka sorunu yaşıyor AKP haklı çıktı.

İnsanlar korkudan sokağa çıkamaz oldu, AKP haklı çıktı

Bu kadar günahla bir insan bir parti nasıl yaşar?

Ve

Öfkeyi anında başka bir yöne çevirmekte ne kadar mahirler?

DİNCİ TERÖR KAPİTALİZMİN SONUCU VE KUSMUĞUDUR

 

Ben suçlu değilim, dinci mezhepçi etnik tek satır yazmadım, patrona lidere hoş görünmek için tek satır yazmadım, para alarak tek satır yazmadım, savaşı terörü hiçbir yazımda affetmedim hiç biriyle masaya oturmadım, müsaade edin de biz de tek satır yazalım artık.

Dinci terör kapitalizmin sonucu ve kusmuğudur.

Argümanım budur: dinci terör emperyalizmin oyuncağıdır, evet, ama, dinci terör asıl, batmakta olan kapitalizm gemisinin sahile vuran enkazıdır

İkinci argümanım, şüphesiz modern toplumda laiklik vazgeçilmez bir siyasi değerdir, ancak, bu dinci teröre karşı laiklikle değil sosyal eşitliksizliklerle mücadele ederek yol alabiliriz.

İş imkanları, güvence, sigorta, fırsat eşitliği gibi sosyal hak ve imkanlar eşitçe dağıtılmadan bu kıyamet savaşının zaman içinde azaltılması mümkün değildir.

Yazıma geçebilirim.

Biz de bir hayat yaşadık, yüzlerce muhafazakar ve ideolojik insan tanıdık, fikirleri hayatları karakterleri binbir tecrübeyle gözlerimizin önünden geçti.

Özellikle İslamcı dinci ideolojiyi savunan yüzlerce insanı çok yakından tanıdım.

İkili ilişkilerinde yüzde doksan dokuzunun çok kolay yalan söylediklerine ve hile yaptıklarına çok şahit oldum.

Düpedüz yalanla inancı nasıl bir arada tuttuklarına hayret üstüne hayret ederek bugüne geldim.

Hayat olarak şahit olduklarımı sonra sonra bilimsel kitaplar okuyarak tamamlamaya ve anlamaya ve formüle etmeye çalıştım.

Ve son on beş yıl uzun yıl yakından tanıdığım yüzlerce siyasetçi ve yazarın gelişen olaylar karşısında tavırlarını tepkilerini gördüğümde hayal kırıklıklarımı hep ‘ insan bu’ diyerek geçiştirmeye çalıştım.

 

Sonra hayalkırıklıkları patlaya patlaya seriye bağlandı, bu kadar yalan, kıvırma, gizleme, kendine yontma, otuz-kırk kişinin karakterine dair bir şey olamaz, dedim, burada çok ciddi bir ‘uygarlık’ sorunu var.

Sonra ‘bunlar insan değil’ değil noksına bakın nasıl geldim.

Öyle ki bugün artık din, inanç ve teolojik tartışmaların ‘maske’ ‘kamufle’ olduğunu düşünüyorum.

Bu kıyamet savaşında inanca ve fıkıh, ilmihal ve teolojik tartışmalara hiç şans vermiyorum.

Bu bir ‘insan’ olup olmama meselesi.

Uygarlık, uyum, mantık, sabır, soğukkanlılık ve sorumluluk kültürü ve eğitimidir.

Sanki son otuz yılda dünyamız yırtıldı ve yırtılan bu yerden milyonlarca yıl önceden uygarlık öncesi vahşi atalarımız, bu uygarlık değerlerini hiç yaşamamış gibi dünyamıza saldırmaya başladılar.

Uygarlık öncesi vahşilerin hiçbir değer tanımadan doğu-batı bütün uygarlıklara saldırıya geçmesi İslam’ı dini Müslümanlığı bütün dünyada tartışılır hale getirdi Bu kıyamet savaşında işte dinin tartışılması asıl suçlu kapitalizmin günahlarını ve sonuçlarını gözden kaçırıyor.

İslamiyet’i kökünden kaldırsanız, aynı kıyamet savaşını aynı vahşilerle başka adlar başka iklimler coğrafyalar içinde dünyamız yine yaşayacaktı.

Sorun, din değil, kapitalizmdir.

YETENEKSİZ VE MESLEKSİZ İNSANLARIN TUTUNAMA KORKUSU İLAHİ TEOLOJİK DEĞİL MADDİ BİR KORKUDUR

Orta-Doğu topraklarının geri kalmış olması, ezik olması, savaş ve işgal altında olması, gururunun kırılmış olması, sömürge altında yaşamış olması, tabii ki bu vahşi ortamı daha hızlı bir şekilde tetiklemiştir, ama, asli sebebi değildir.

Şüphesiz, bu vahşi ortam her insana yok olma korkusu yaşatır, yalnızlığı ve kronik stresi besler, eğitimsiz eğlencesiz güvencesiz oyunsuz sanatsız ortamlar her insanı vahşileştirir

‘Din elden gidiyor’ korkusu kişisel kifayetsizliğin kamuflajıdır, aslı, ekmek makam elden statü elden gidiyor korkusu.

Bu korku mesleksiz insanların korkusudur, modern kimlik edinme şansları olmayanların korkusudur.

Din ve inanç ve mezhep diye tartışılan şeyler sadece ‘laf’tır ve bahanedir.

Yeteneksiz ve mesleksiz insanların tutunama korkusu ilahi teolojik değil maddi bir korkudur.

Kafir, cehennem, din, iman, inanç vs. gibi bolca kullanılan kelimeler karşılığı olmayan soyut kelimelerdir ve bu kıyamet savaşının sadece araçlarıdır.

İnsanın stresini ve derin sıkıntısını geleneksel Müslümanlık ibadet ve tarikat ritüelleriyle yüzyıllarca düzene sokmayı başarmıştır, özellikle tasavvufi hareketler otokontrolü yüksek mutlu-mutmain kamil insanları beslemiş doyurmuş iç sıkıntıyı dindirmenin binbir güzel yolunu bulmuştur.

Ancak 1960’lı yıllardan sonra Müslümanları besleyen geleneksel Müslümanlık gitmiş yerine bambaşka kapitalizmin ve sonra emperyalizmin çocuğu İslamcılık ideolojisi gelmiştir.

Geleneksel Müslümanlık bir hayat biçimiydi, helalı haramı günahı sevabı sosyal hayatlarında ruhlarına sinmişti.

60 sonrası gelişen İslamcılık geçmişten sadece ‘lafları’ kopya etti, hayatları değil…

Ve İslam dini, kendini birden, hayatsız bir İslam, hayatsız bir iman, hayatsız bir fıkıh, hayatsız bir ilmihal ve hayatsız bir teoloji tartışmaları içinde buldu ve birden camiiler ve cemaatler dünya devletlerinin ajanlarıyla dolup taşmaya başladı.

Hayatlarına birebir şahit olduklarım ve okuduklarımı şöyle bir toparlarsam.

60’lı yıllar sonrası, Müslümanlık birden İslamcılık oldu.

İslamcılık başka tür insan türü yetiştirdi.

Aceleci, azgın, gaddar, dünyaya savaş ilan eden, çıkarları için herkesle ittifak kuran, başkasını hiç düşünmeyen, kolay yalan söyleyen bir insan türü…

Geleneksel müslüman gibi ertelemeyi beklemeyi sabrı metaneti şükrü duayı toplumsal değerleri hiç bilmeyen kitleler.

Kendini ‘kontrol’ etmeyi bilmeyen insan türü Kendilerini ‘durduramıyorlar’, öfkelerini durduramıyorlar, galeyandan linçten kendilerini alıkoymayı bir türlü başaramıyorlar.

Özgüvenleri hiç yok, panik içindeler.

Cihadları ve fetihleri dahi plan program içinde değil panik içinde…

Anadolu’ya giren müslüman Türkler Trabzon’un İstanbul’un alınmasını dörtyüz sene bekledi, bunlar iktidarlarının onuncu yılında Şam’a sefere çıktılar.

İktidarlarının beşinci yılında orduyu emniyeti ortadan kaldırmanın savaşına giriştiler.

İşte İran ve Suudi Arabistan’ın şeriat yönetimi: dolar zengini dinci klanın yönettiği bir ülke…

Sonuç: bir avuç AKP’li zengin ve artık evinden dışarı çıkamayan korkuyla yaşayan milyonlar ve paramparça kan içinde bir coğrafya…

ŞAM İÇİNDE KUDÜS GEÇEN YAZILAR YAZIYORDU

Bu yönetimler bu örgütler bu İslamcılık bir ‘insanlık sorunu’ var, uygar insanlar gibi hazzı erteleyemez, iştahlarını şehvetlerini gemleyemezler.

O İslamcının önüne para koysak, biraz sabır edersen yarın daha çoğu senin olacak desek, sabır edemez, yemek koysak, biraz bekle, daha çoğunu vereceğiz desek, yemeği anında kapar, bekleyemez.

Katiline yarını bekle daha çok adam öldüreceksin desek, yarını da bekleyemez, ilk fırsatta öldürür.

 

Bakın işte ekran sözcülerine, hepsi şatafata lükse paraya gömülmüş insanlar, Cübbeli hocası para için kefen satıyor Allah satıyor, diğer cemaat üyeleri şehvet pozları veriyor, mesela bakın şu Fetösüne…

İktidarı ele geçirmek için kırk yıl sabrettiği yalandır, hiç beklemediler, henüz 11 yaşında cinsel sapıklıklara başladılar, iş hayatları makamları sınav geçmeleri henüz 11 yaşlarında garanti altına alındı.

Himmetleri villaları dekanlıkları hak ediyor muyum etmiyor muyum demeden hepsi lüp diye yuttular.

Oğlancılık, para, ev, bütün aşırı zevklere 10-12 yaşlarında başlatıldılar.

Sabretmelerinin imkanı yoktu.

Zaten birazcık ‘derviş’ olabilseydiler bu kitleden Türkiye’yi kurtarmanın imkanı yoktu.

Mesela İŞİD’in Irak ve Suriye’deki saldırılarına bakın, yayılmacılıkları yağmaları şimşek gibi hızları ne kadar birbirinin aynısı…

Üç günde üç kasaba üç ayda üç şehir ele geçirdiler, mübarekler sanki tarihin en teknolojik donanımlı Hitler Ordusu…

Birazcık bekleyebilseler sıkıntıdan darmadağınık olacaklar…

Tayyip Erdoğan bey işte, şimşek hızıyla ordunun emniyetin işini bitirdi, şimşek hızıyla Şam’a sefere çıktı.

Sabır bu insanlara ‘azap’ verir Beklemek bunlar için en korkunç duygu.

Bu şimşek hızı, içlerini kemiren iç çatışma ve ölümcül stresi ve suçluluğu örtmek için…

Şimşek hızıyla hareket ederek bir gün önceki günahları defterden sildiklerini mi düşünüyorlar.

Bu hız yüzünden iradelerinin kontrolünü ellerinde tutamıyorlar, liderlerinin cemaatlerinin kontrolü bu yüzden çoktan büyük istihbarat örgütlerinin eline geçti.

 

Dağ ova bayır ihale yayla yol imar ne buldularsa gözünün yaşına bakmadan yediler.

Henüz iktidarı ele geçirmedikleri günlere gidelim, o zamanlar ne yiyorlardı?

Orta-Doğu’nun sadece haritaları ve resimleri vardı, şiir ve yazılarıyla o harita ve resimleri yiyorlardı

Aydınları şairleri durmaksızın içinde Şam içinde Kudüs geçen yazılar yazıyordu ve aç kitleler o haritaları kemiriyordu.

Her anne-baba bilir, küçük çocuklarla uzun yola çıkılmaz, yolculuğunuzu zehir ederler, İslamcılık böyledir.

O araba içinde dikkatlerini dağıtmak için çabalarız, boşuna, 15 yıldır, ordu, emniyet, Suriye, hırsızlıklar, yağmalar doludizgin yutulurken, hiç birimiz dikkatlerini başka yöne çeviremedik.

Komşularımız da içinde bir ülkeyi yediler yuttular ‘öfkelerini’ yatıştıramadık.

Bu kadar iştah açıcı bu kadar baştan çıkarıcı coğrafya, yaylaları otobanları ihaleleri arazileri, yenilebilecek ne varsa yediler.

Sigara içki günah olduğu için değil sigara ve içki soyut içeceklerdir, şöyle, sigara ve içki şöyle ağızda löpür löpür yuvarlanacak bir şey olsaydı, memlekette şimdi tek gram içki de bulamazdınız Kumar da günah olduğu için değil risk taşıdığı için, yoksa ülkeyi dahi masaya koymuş bir siyaset bu.

Mesela vakıfları cemaatleri on yaşında çocukları kadınları kızları affettiler mi, tecavüz ederek dördüncü kuma alarak, kundaktaki bebekle dahi nikah kıyarak her şeyiyle faydalanmanın yolunu ‘ilmen’ buldular.

İktidara ilk geldikleri gün, ABD Irak’ta milyonlarca müslüman öldürürken, BOP başkanlığıyla ‘yağmaya’ ortak oldular

Irak’ta milyonlarca insan öldürülürken TV’leri Amerikalılar’ın öldürdüğü Iraklılar’dan tek birinin haberini yapmadı O at pazarlığı yapılan günleri hatırlayın O günlerdeki siyasi sloganlarını hatırlayın: Win Win (kazan-kazan)

Bir milyon Iraklı ve Suriyeli kazan kazan siyasetine kurban edildi.

Bu toprakların tarihinde hiçbir savaşta bu kadar çok Müslümanlar öldürülmedi, üstelik Müslümanların eliyle…

Bu İslamcı yaratıklar, eski Müslümanlar gibi, dişini sıkıp bir okulu bitirmeyi, kendilerini zorlayıp kıt kanaat geçinmeyi bilmezler, içlerindeki saldırgan azgın ateşi söndürmeyi beceremezler.

Bu kudurmuş vahşileri ancak ödüllü derslerle durdurabiliriz, mesela İmam Hatip okullarında sınıfa kızarmış tavuk ve yaş pasta getirip koymalı.

Ve şayet sabırla dersinize çalışırsanız bu tavuğu ödül olarak alacaksınız dersek, belki?

Sınıfa ders kitabından çok dolar ve baklava getirirsek, belki?

İslamcılar o okullarda sabrı, beklemeyi, oto kontrolü öğretmeyi bilmezler

Çünkü sabır beklemek sanat uzun bir çaba uzun bir çile, uygarlık değeridir

Mesela şimdi ekranlara çıkan yazarlarına beş kuruş para vermesek içlerinden tek biri dindi imandı deyip liderini yağlamayı sürdürür mü?

Gidin İran’a Suudi Arabistan’a bütün zenginlikleri aralarında bölüşmüş azınlık bir mollalar hocalar rejimini görün

Dolar yoksa mezhep de yoktur dinde yoktur

Mesela İslamcılar neden sanat üretemez, neden şarkı söyleyemez neden ustalık isteyen sanat yapamazlar, çünkü, bütün bunlar ‘sabır’ ister.

En önemlisi, şarkı-eğlence-oyun dinden çıkarttığı için değil ‘dikkatlerini’ dağıttığı için sevmezler.

İşte cübbeli diye manyak satranca dahi karşı, çünkü satranç da ‘sabır’ oyunu…

Noel hristiyan geleneğidir ama yılbaşı böyle değil, her iklimin kendince bir yıldönümü ritüeli vardır, yılbaşına dahi karşı çıkarlar, çünkü, kitleler din dışında başka bir şeye odaklanır diye korkuyorlar.

Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bir test yapalım, yılbaşından bir gün önce diyanetin koridorlarına tavuk ve yaş pasta hediye paketleri koyalım, sonra anons edelim, herkes hediyesini alsın, diye Üstelik abartalım, diyelim üçyüz personel var, ve biz beşbin hediye paketi yapalım.

Bakalım anons sonrası tek bir hediye paketi kalır mı?

Çünkü din iman denilen şey bunlar için sadece ‘laf’, somut maddi şeylere indirgediğinizde para gibi dolar gibi, elde ne din kalıyor ne iman.

Lafla din gemisini Halep’e dahi soktular ama milyonlarca müslümanın cesedi dünyanın gözü önünde sahile vurdu.

CUMHURİYET’İ KURANLAR DA MÜSLÜMAN VE UYGAR İNSANLARDI

Sevgili vahşi kardeşlerim!

Sizleri hem yüzyüze hem kitaplardan çok iyi tanıyorum.

Hayvan atalarımız orman ve savanlarda yaşarken beyinleri çok ilkeldi

Beyinleri sadece öfke, açlık ve seks ve savunma ve saldırmayı yönetecek kadar küçücük soğan kadar badem kadar bir şeydi

Sırtlanlar vahşi hayvanlar bu küçücük erik kadar beyinle milyonlarca çağ yaşadı

Bu vahşi atalarımız bu küçük beyinle sabretmeyi üretmeyi sanatı düşünmeyi akıl etmeyi becermesi mümkün değildi

O küçücük beyin onlara sadece ‘harekete geç’ ‘saldır’ diye emir veriyordu, bu kadar

 

Kime saldıracak neden saldıracak, kımıldayan herşeye kendi dışında her yere…

Korku, iştah, cinsellik, hepsini bu badem kadar küçük beyinle idare ettiler.

Otomatik savunma ve kaçma tepkilerini bu küçük beyinle yönettiler.

Sevgili vahşi kardeşlerim.

Unutmayın kapitalizm de tüketici davranışlarını beynin bu küçük yeriyle yönetiyor.

Tepkisel duygusal anlıksal davranışları beynin bu küçük bölümüyle…

Siyasi iktidar her büyük felaket gibi yanlışlarından sonra ne özrünü görüyoruz ne ders çıkarttığını, hepsi, anında, savunmaya ve saldırıya geçiyor.

Uygarlığın beyni ise farklıdır.

Düşünür, tartışır, akıl eder, ders çıkartır, zamanını bilir, planlar, çok ileriye yatırım yapar.

Yani uygarlık löpür löpür yenmesi mümkün olmayan şeyler üretir, tablo gibi, müzik gibi, roman sinema gibi, felsefe gibi.

Mesela Anadolu halkı ülkemizin en büyük hazinesi türküsünden fıkrasına felsefesine tasavvufuna ne çok şey üretti.

Ancak bu İslamcı vahşiler yemeden kapmadan saldırmadan edep içinde oturmayı düşünmeyi öğrenemedi ve üretemedi.

Bu vahşileri çoğaltan ve uygarlığa salan kapitalizmdir.

Eğitim ve sosyal imkan bulamamış her genç çocuk ayakta kalabilmek korkusuyla ani tepkiler veriyor anında saldırganlığa geçiyor.

Okul, eğitim, sanat, eğlence, iş, fırsat eşitliği, kullanamayan herkesin uygarlıktan çıktığını ve vahşileştiğini görüyoruz.

Bu savaş, vahşilerle uygarlığın savaşıdır.

Cumhuriyet’i kuranlar da müslüman ve uygar insanlardı.

Yetmiş yılın sağ hükümetleri köy ve kasabaların oylarını almak için, bu köy ve kasabalara hiçbir sosyal imkan ve şans tanımadı…

Yetmiş yılın sağ hükümetleri sosyal devlete şans bırakmadı, aksine sattı savdı ve cemaatler hortlayıp milyonlarca genci ele geçirdi.

İşte emperyalizm en zayıf yerimizi bu cemaatleri ve örgütleri kullanarak müslümanı müslümana kırdırttı.

Ancak emperyalizm ve bu kanlı örgütleri, büyük bir hesap hatası yapıyor.

Bir hayvanı döverek öldürerek yaralayarak o hayvanın fiziksel dayanıklılığını kırabilirsiniz.

Evet acı çekiyoruz belki daha çok çekeceğiz, ama…

Uygar bir insanın iradesini kırmak çok zordur, uygar bir insanın ‘otokontrolü’nü ele geçirmek çok zordur.

Çünkü uygar insanlar ‘soğukkanlı’ yani aklıselim insanlardır.

Uygar insan linç ve galeyan ve paniğe gelmeyecek kadar duygularını bastırmayı bilir.

Uygar insanlar heyecan ve sıcaklıklarını dostluklarında eğlencelerinde ve sanatlarında dile getirir, kan dökerek değil.

Cumhuriyetimizin sanıldığından daha büyük bir gücü vardır, çünkü, kapmayan saldırmayan löp löp mideye indirmeyen, başkasının hakkına tecavüz etmeyen, hep kendini haklı çıkartmayan, hiç tanımadığı başkalarına da söz hakkı yaşam hakkı veren, okumuş, güngörmüş, uygar, milyonlarca kıtkanaat geçinen özgüvenleri çok sağlam öğretmenleri mühendisleri ve fedakar ve vatansever işçileri köylüleri vardır.

Bu kıyamet savaşında uygarlığın ve Cumhuriyet’imizin avantajları çok daha fazladır.

Cumhuriyet’in bu ülkeyi acısız kansız eziyetsiz eşitçe ve kardeşçe yönetebilecek aydın güngörmüş siyasileri sayıca daha fazladır.

Bu topraklarda hiçbir ödül ve karşılık beklemeden ülkesini cumhuriyetini ve uygarlık değerlerini sahiplenmiş insanların sayısı daha fazladır.

Olaylar kanlı ve vahşi şekilde üst üste felaketlerle büyürken, bu ülkenin kaderine, siyaseti ele geçirenler değil, bu ülkenin kaderini er ya da geç insanlık ve uygarlık iradesini ellerinde tutanlar tayin edecek…

Şüpheniz olmasın, geleceğimize, bölüşmeyi ve sabretmeyi ve her insana aynı gözle bakanlar ‘karar’ verecek.

Ve bir daha emperyalizm bize bu vahşilerin ağızlarında geviş getirdikleri laflara din deyin iman deyin diye büyük bir tuzak kuruyor.

Ve kapitalizm kendi kusmuğunu bize son bir can havliyle ‘din savaşı’ şekline sokmaya çalışıyor.

Hayır, bu vahşileri yetiştiren eşitlik bölüşüm kardeşlik insanlık çevre değer hiç tanımayan, kapitalist iklimdir.

Bu vahşilerle çevre insan değer tanımayan bir büyük şirketin CEO’su arasında hiçbir fark yoktur.

Bu kıyamet savaşının adına din, mezhep, laiklik diyenler emperyalizmin oyununa gelecek ve kurbanı olacaktır.  Bu savaş vahşi kapitalizmin dünyamıza ‘hediyesi’dir.

Lafım bu kadardır.

En güzel elbiselerini giyip ülkemize misafirliğe gelmiş insanların vahşice öldürülmesi dayanılacak bir acı değildir.

Ancak bizler kimseye zararı olmamış medeni insanlarız, bu vahşileri silip süpürecek sosyal gücümüz (dirayetimiz-metanetimiz-sorumluluğumuz) en büyük hazinemizdir.

Güzel vatanımın güzel insanları, bir daha, hepimizin başı sağolsun.

 

Nihat Genç

Etiketler :
pien-parfum
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER