SON DAKİKA

TÜRK BAYRAĞINA SARILMAK

Gündem Yazıları

AKP VE CEMAATLER YOL AYRIMINDA

Bu haber 28 Ocak 2017 - 23:06 'de eklendi ve 18 kez görüntülendi.

Türkiye’de faaliyet gösteren ve vakıf-dernek gibi resmi statülerde kendisini ifade eden  dini cemaatler meşhur darbe girişimi sonrasında oldukça tedirgin günler yaşıyorlar. Bu tedirginliğin temelinde de 15 Temmuz sonrası OHAL kapsamında çıkan ilk KHK’nın vakıf ve dernekler ile ilgili muhtevası yatıyor.

Söz konusu KHK’ya göre devlet, Bakanlıkların bilgisine istinaden zararlı gördüğü vakıf ve derneklerin mallarına bedelsiz el koyabiliyor.

Cemaat yapılanmalarının uykusunu kaçıran bu KHK sonrasında ülkemizde faaliyet gösteren ve din referanslı bir çok örgüt, AKP ile gergin görüşmeler yapıyor. Bazı tehlikeleri öngören bir kısım cemaat yapılanması bağlı vakıf ve derneklerin mal varlıklarını cemaatin önde gelen şahıslarına devretmiş olsalar da sonuç pek değişmeyeceğe benziyor.

Kavganın temelinde ise FETÖ dışındaki cemaatlerin AKP iktidarları süresince memlekette rahatlıkla cirit atabilmeleri sonucunda böylesi bir KHK sopasını hak etmediklerini düşünmeleri yatıyor. Zira cemaat yapılarını oy deposu olarak gören AKP hükümetleri sadece FETÖ’ye değil, tüm cemaatlere ciddi büyüklükte alanlar açmıştı. Belediyeler ve özel idareler aracılığı ile bi çok cemaate hazineye ait arazi veya binalar adeta peşkeş çekilmişti.

İktidar gücünü arkalarında gören cemaatler, karşılıklı kazan – kazan anlayışı içerisinde oy verme mecburiyetlerini layığı ile yerine getirmişler ve de karşılığında hem sonsuz serbestlik hem de maddi imkan kazanmışlardı. Elbette pastadan en büyük payı alan FETÖ yapılanması idi. Lakin diğer cemaatlere tanınan imtiyazlar da küçümsenecek ölçüde değildi.

Ayrıca 15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan tablo, milletimiz için büyük tehlike arz eden girişimin bir başka cemaat tarafından da tekrar edilme riskinin ayyuka çıkması idi. Bu riskin olmadığını iddia edemeyen AKP yöneticileri istemeyerek de olsa söz konusu KHK’yı yayınlamak zorunda kaldılar.

Elbette bahçede beslenen yılanların günü gelince neler yapabileceğine dair hikayelerin de etkisi altında çıkartılan KHK’lar, cemaatlerde maddi kaygı ile beraber bazı iç çatışma ve derin ayrılıklara da sebebiyet verdi. Hemen hemen her cemaatte liderlik kavgası baş gösterdi. Bu iç kavgalar da cemaat mensupları ile AKP’yi karşı karşıya getirdi. AKP’nin en büyük kaygısı ise anayasa referandumunda cemaatlerin ‘Hayır’ yönünde oy kullanma eğilimi oldu. Bu riski bahane eden AKP üst aklı, cemaatleri bir çatı altında toplama gereğini dillendirir oldu. Bilal Erdoğan’ın aylardır il il gezerek yaptığı toplantılara katılan bazı cemaat mensupları bazı mahrem toplantılarda Bilal Erdoğan’ın liderliğinde bir çatı cemaat oluşturulduğunu ve bu çatı altına her cemaatten belli sayıda üye kaydedildiğini anlatır oldular. Bilal Erdoğan’ın başında olduğu Türgev ile ilgili son günlerde basında çıkan iddialar değerlendirildiğinde, cemaatlerin elinden alınan bazı malların Türgev’e devredilmesi ile sonuçlanan hareketliliğin temelinde gene Bilal Erdoğan’ın kurduğu sivil toplum platformunun varlığı gündeme getirildi.

Belki de KHK tehdidini elinde tutan AKP, cemaatleri baskı yoluyla Bilal Erdoğan’ın emrine vermek istiyordur. Bu durumun düşüncesi bile tüyler ürperticidir. Her şeyden önce bu durum, ‘Hayır’ kampanyası yürüten kişi ve kuruluşların elini güçlendirecek ve 15 Temmuzu bir daha yaşamak istemeyen milletimizin dikkatini çekecektir. Hal böyle olunca bu sonucu bile bile hala cemaatleri bir çatı altında toplama kararlılığı gösteren AKP üst aklının aslında bu referandumun geçmesini istememesi gibi bir sonuca bizleri ulaştırdığı yorumları da haklılık kazanıyor.

İşin özüne bakarsak, kanlı 15 Temmuz girişimine karşı devletin varlığını ve milletin bölünmez bütünlüğünü esas alan ve gene devletin bağrında muhafaza ettiği görünmez bir el, o kritik günlerde duruma hakim olmuş ve devletin varlığına yönelik tehdit gördüğü bir çok cemaatin gene böyle bir girişime yeltenmemesi ilkesinden hareketle tabii önlemler almıştır. Elbette o görünmez el, KHK’ları fırsata çevirip bir STK imparatorluğu kurmak isteyen bazı müptezellere de göz açtırmayacaktır.

Burada önemli olan söz konusu cemaatlerin tavırlarıdır. Şayet cemaat yapıları bu güne kadar içinde bulundukları hatalı durumu itiraf edip, millete ait emvali kendi istekleri ile devlete teslim edip, gene devlete olan sadakatlerini beyan etmedikleri sürece kapatılma ve yok olma sonucu ile karşı karşıya geleceklerdir.

Bir başka beklenti de söz konusu cemaat yapılarının dinimizin doğru algılanması önünde çektikleri setleri yıkıp, cemaatlerine müntesip gariban insanımıza doğru dini algılatmanın çabasını göstermeleridir. Ilımlı İslam sloganı ile başlayan dini tahribata neredeyse tüm cemaatler sessiz kalmış hatta payanda olmuşlardır. Bu büyük hatadan bedeli ne olursa olsun dönmeleri zaruridir. Zira böylesi cemaatlere üye olup militanlık yapanların hali ortadadır. Diğer cemaatlerin de mensuplarının gerçekleri görmesi hususunda yollar açmaları ve bir daha siyasal tercih noktasında mensuplarını baskı altına almamaları gerekmektedir. Dini alet ederek yapılan siyasetin ülkeyi getirdiği nokta ortadadır.

Kesin bir dille ifade etmek isterim ki, ‘sana oy vereyim, bana imkan ver’ , Bana oy ver, sana imkan vereyim’ tarzında deveden kıl koparma yarışına girilerek devleti ve milleti sarılması güç yaralara düçar eden AKP ve bir çok cemaat, devletin ve milletin içinde bulunduğu bu karanlık günlere sebep olmanın bedelini öyle veya böyle ödeyecektir. Büyük ihtimalle AKP siyasi tarihteki yerini alıp yok olacak, lağv edilecektir. Cemaat yapılanmaları ise anayasanın her vatandaşa verdiği hak ve özgürlükler sınırlarını aşmadan devlete olan bağlılıklarından asla vazgeçmeden varlıklarını sürdürebileceklerdir. Büyük kısmının yurt dışı bağlantıları olduğu iddialarına gerekli cevapları verip, böyle bir durum varsa da derhal bağlantıyı kesip, bağlantı kuranları da uzaklaştırıp varlıklarını devam ettirebileceklerdir. Elbette devletimiz, cemaatlerin başta hesapları olmak üzere tüm faaliyetlerini yakından takip edip sağlam bir program ile denetleyecektir.

Azıcık iman ve izan sahibi olan cemaat yapılanmaları bundan sonra ne kendilerini kullandırmak ne de birilerini kullanmak şeklinde zuhur eden kirli ilişkilere girmeyeceklerdir. Toplumun sosyal alandaki gereksinimlerini karşılamak adına milli faaliyetler yürüteceklerdir. Akıl ve feraset sahibi cemaatler bundan sonra ne Bilal Erdoğan’ların, ne Recep Tayyip Erdoğan’ların ne Osmanların ne de Nurilerin emareti ve boyunduruğuna gireceklerdir. Gördüğü sanal güçlere taparak aksi yönde hareket eden cemaatlerin de hem millet vicdanında hem de Mahkemelerimizde yargılanmaları ve şiddetli cezalara çarptırılmaları kaçınılmazdır.

Abdullah ERGUNabdullah@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.