Asikurtlar©

Akp Özel Şirketi

Akp Özel Şirketi
15 Eylül 2015 - 10:00 'de eklendi ve 4119 kez görüntülendi.

AKP’nin bir parti değil, toplama bir menfaat ortaklığı olduğunu, içinde birçok denge barındırdığını, bu dehşet dengesinin bir tarafının bozulması durumunda ortada parti kalmayacağı gibi, birçok kirin açığa çıkacağını defalarca yazdık söyledik. Nitekim, dehşet dengesinin cemaat tarafının bozulmasıyla ortalığa neler saçıldığını, bütün dünya ibretle izledi.

DEHŞET DENGESİ

Tek başına iktidarın kaybedilmesi ve böyle bir imkanın bir daha olmayacağının anlaşılmasıyla birlikte dehşet dengesinin diğer unsurları da sahne almaya başladılar ve bizim yazıp söylediklerimizi aynen onayladılar. Partinin 4 sacayağından biri olan Bülent Arınç AKP’nin bir parti değil, özel şirket olduğunu söylüyor. Zira, “Parti’nin kuruluşunda ‘biz’dik, şimdi ‘ben’ olduk” sözünün açık ve net olarak ortaya koyduğu anlam budur. Bir şirket ancak “ben” olanın, yani şahsın malı olabilir ki, son kongrede AKP’nin kimin özel şirketi olduğunu Türk milleti hayretle bir defa daha gördü. AKP kurulurken 4 kişi yola çıkmışlardı. Abdüllatif Şener kendi ifadesiyle şahit olduğu hırsızlıklara dayanamayıp, ilk dönem sonunda ayrıldı gitti. Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı ile saf dışı bırakıldı. Bülent Arınç ise sıkılmış liman gibi, kapının önün konuldu. Aslında 3 dönemliklerin tamamı için aynı şeyi söyleyebiliriz. Kullanıldılar ve işleri bitince üzerlerine birer çizgi çekildi ve sonunda şirketin idaresi tek kişiye kaldı.

ANAYASA NE DİYOR?

AKP özel şirketinin, içinde bulunanları rahatsız etmemesini anlayabiliyoruz da, hukuk ve demokrasi ile bu işin nasıl bağdaştırıldığını bir türlü izah edemiyoruz. Anayasa’nın 101’nci maddesinin son fıkrası aynen şunu söylüyor: “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer.” 103’ncü madde olan yeminde de, aynen şu ifade yer alıyor: “Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tahir huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

PARTİYİ KİM YÖNETECEK?

Anayasanın ve bu yeminin ne hale getirildiğini 7 Haziran seçimleri öncesinde görmüştük. Şimdi çok daha ileri gidildi. Anayasanın partisi ile ilişiğinin kesildiğini söylediği Cumhurbaşkanı, kendi özel hesapları doğrultusunda açık ve aleni şekilde bir partiyi dizayn etti. Ayrıntılara girildiğinde ortaya çok vahim şeyler çıkıyor. Sadece basına yansıyanlar gerçekten ibret vericidir ve tam bir tiyatrodur. Binali Yıldırım gösterilerek Ahmet Davutoğlu’nun kayıtsız şartsız teslim alınmasından tutun da, parti yönetiminde kimlerin bulunacağına kadar karar veren, tek bir kişidir.Bunu ben iddia etmiyorum, Bülent Arınç söylüyor. Yanaşma ve beslemeler yazıyor. Ve basında yer alan haberlere bakılırsa, Ahmet Davutoğlu, partiyi kimlerle yöneteceği konusunda tek bir kişi için dahi irade kullanamamış ve eline verilen listeye çaresiz biçimde razı olmuştur.

TÜRK MİLLETİ İYİ GÖRMELİ

Ahmet Davutoğlu’nun bu şartlarda nasıl genel başkanlık yapacağı, nasıl karar vereceği, nasıl inisiyatif kullanacağı, bu vahim durumu nasıl içine sindirdiği kendi meselesidir. Ancak, böyle bir partinin ülkeyi nasıl yöneteceğini Türk milleti iyi görmeli, iyi anlamalı ve ona göre karar vermelidir. Zira, Türkiye’nin özel şirket mantığıyla yürütülmesinin vardığı yer ortadadır. Kendileri gibi düşünmeyenlere neredeyse hayat hakkı dahi tanınmazken, ortaklık kurdukları terör uzantıları ülkeyi bölme noktasına getirmişlerdir. Oluk oluk kan akmaktadır. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden yargıya her yer çökmüş, toplumsal huzursuzluk tavan yapmış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en zor ve karanlık günlerine mahkum edilmiştir.

YENİ GERGİNLİK

Bu böyle gitmez, gidemez. 1 Kasım seçimleri öncesinde Ahmet Davutoğlu’nu bay-pas eden Cumhurbaşkanının, yeniden meydanlara inmeye hazırlandığı belirtilmektedir. Bunun anlamı zaten yeteri kadar gerilen, yeteri kadar bölünen ülkede daha fazla gerginlik, daha fazla huzursuzluk ve daha fazla bölünmedir. ” Karşımızdaki insanı yarı tanrı haline getirmenin manası yok. Ben kadere inanırım, bu iş bitti.” Diyen Bülent Arınç’tır. Millet iradesi AKP’ye tek başına iktidar vermediği halde, kan ve gözyaşı üzerinden yeni hesaplar yapılması, iktidar uğruna nelerin göze alındığının bir başka yansımasıdır. Nitekim, Bülent Arınç’ın “Koalisyonu kimin kurdurmadığını söylersem başka yerlere gider”sözüyle kimi kast ettiği ortadadır.

SONUN BAŞLANGICI

İktidarın kaybedilmesi sonun başlangıcı olmuştur. Dehşet dengesinin başka unsurlarının saf dışı bırakılması, bu sonu daha da hızlandıracaktır. Özel şirketteki menfaatten uzak kalanların karşılıklı suçlamalarını çok daha ileri götürmeleri sürpriz olmayacaktır. Şu ana kadar duyduklarımız dahi, bırakın hükümette kalmayı, bunlara sebep olanların siyasetten silinip gitmesi için yeterlidir. Terörün niçin bu kadar ileri gidebildiğini, kimlerle ortaklık kurup her istenileni verdiklerini kendileri itiraf etmişlerdir. Kim bilir neler duyacak, nelere şahit olacağız? Her itiraf başka bir itirafı doğuracak, hepsi birbirlerini ele verecektir.

ORHAN KARATAŞ

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER