Asikurtlar©

Ahlaksız Çelişki!

Ahlaksız Çelişki!
07 Nisan 2016 - 11:19 'de eklendi ve 4075 kez görüntülendi.

 

 

Dün AKP cephesinin bütün siperlerinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu hakkında kurduğu cümlenin getirdiği hareketlilik vardı.
Bize göre cephe biraz “fazla kırılgan”dı. Çiğ ve çarpıtılmış bir deyime verilen kadın merkezli yoğun tepki oldukça abartılıydı.
Üstelik AKP’lilerin verdiği tepkiyle ahlaki tutumları arasında derin bir çelişki vardı.

Kılıçdaroğlu’nun Salı günkü CHP Grup toplantısında kurduğu cümle şuydu:
“Valisi konuşmuyor, Milli Eğitim Bakanı konuşmuyor. Aileden sorumlu Bakan da zaten ……. o da konuşmuyor. Bu yurtlara kim izin veriyor arkadaşlar… Biz izin vermedik diyorlar koro halinde. Siz izin vermediyseniz bunlar nasıl açılıyor?”
Bana göre Kılıçdaroğlu yerden göğe kadar haklıydı. Sadece kullandığı “taze deyim” yanlış anlaşılmaya açıktı.

AKP, konuşmayı “ahlaksız” bulmuştu. Hemen hepsinin aklına “yatmak” deyince aynı şey gelmiş olmalı ki ajanslar, yazarlar, sözcüler, vakıflar, cemaatler ve holdingler, cümleyi “kadına saldırı” gibi algılamıştı!
Davutoğlu Twitter’da Kılıçdaroğlu’nu takibi bırakmıştı. Söylendiğine göre artık onu “adam yerine koymuyordu!..”
Oysa “önüne yatmak” anlaşıldığı gibi bir şey değildi.

Deyim, minibüsçü argosu dışında pek kullanılmasa da “gövdesini siper etmek” anlamına geliyordu.
Haberin doğrulu olup olmadığı bu yazının konusu değildir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun deyimi, buralardan aldığı bellidir.
Önemli olan Kılıçdaroğlu’nun “önüne yatmak” deyimine “koruyup kollamak, sahip çıkmak, yoluna baş koymak” gibi anlamlar yüklediğidir.

Bir kişinin cinsel sapkınlığı üzerinden bütün bir camiayı lanetlemek ne kadar ahlaksızsa, çocukların başına gelen olay konusundaki tepkisizlik de o kadar ahlaksızdır.
Deyim doğru anlaşılsaydı, siyaset kulislerinde bugün Ana muhalefet partisi genel başkanının “bir kadın bakanın namusuna dil uzatıp uzatmadığı” değil Sayın Bakanın “E… V…nı gövdesini siper ederek koruyup korumadığı” konuşuluyor olacaktı.
Ne yazık ki Anadolu Ajansı dahil bütün havuz medyası, olayı doğru dürüst yansıtmadı.

AKP’liler, çok da umurlarındaymış gibi “kadının mağduriyeti” üzerinden Kılıçdaroğlu’na ahlaksızlık isnat etmeyi ve vakıflarla ilgili haklı bir söylemi alaca karanlıkta boğmayı tercih ettiler.
Biz CHP’nin veya Kılıçdaroğlu’nun avukatlığını yapmıyoruz. Ancak her zamanki gibi adaletten şaşmıyoruz ve şimdi “ahlaksız bir çelişkiye” dikkat çekmek istiyoruz.
Yatmakla ilgili bir deyime, hem de yanlış anlaşılmış bir deyime, Türkiye’nin gündemine oturacak kadar abartılı tepki gösteren AKP’liler, bir sapığın önüne fiilen yatmak zorunda kalan 45 garip çocuğun namusuna neden bu kadar hararetle sahip çıkmadılar?

Bu ahlaksız ve hatta lanetli bir çelişki değilse nedir?
AKP dünyasında bakanların namusu altın kaplama; sade vatandaşların namusu teneke midir?
Yoksa vakıflara emanet edilen çocukların namusu, beytü’l- mâle tarh edilmiş, tekâlif-i divaniye midir?
Çocukların yaşadığı ağır dramı dile getirirken yakışıksız bir deyim kullandı diye bir muhalefet liderine lügatin en derin yerlerinden laf yetiştirenler, neden 45 çocuk için tek kelime etmemiştir?
Namusun, haysiyetin, emanetin ve adaletin partisi pırtısı olmaz!..
Eğer Müslümansanız, hükmü İslam’dan alacaksınız AKP genel merkezinden değil!..

Hz. Ebubekir: “Ben, Allah ve Resulünün yolundan gidersem bana tabi olunuz. Eğer bir hata yaparsam, bana itaat etmeniz gerekmez.” Derken hem demokrasi dersi veriyor hem de itaat ve tarafgirlikteki ölçüyü hatırlatıyordu.
Hz. Ömer: “Bir hata yaptığımda beni nasıl düzeltirsiniz?” sorusuna “Seni kılıçlarımızla düzeltiriz Ey Ömer!” cevabını veren bir ümmetin halifesi olduğu için Allah’a şükrediyordu.
“İslam’la güven telkin etmiş” bir vakfın sorumluluğu altında “İslam’la aldatan” bir adamın eziyet ettiği çocukları “İslam zarar görmesin diye” görmezden gelen bir toplumun yöneticisi olduğu için değil…

Biz, bugün neden bu alakasız mevzuyu yazdık?
Bir kemiğin ardından saatlerce yol gitmeyi siyaset zanneden nefis torbalarından biri olsaydık, biz de başkaları gibi Kılıçdaroğlu’na saldırır, en azından “edep ya hu!” filan der, “% 50″den üç beş “like” alırdık!

Oysa bize yakışan, yanlış anlaşılmış bir deyime sarılmak değil, yaşanmış gerçeğe sadık kalmak ve her türlü “ahlaksız çelişki”ye dikkat çekmektir!
Biz de öyle yaptık.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER