Asikurtlar©

AHDE VEFA

AHDE VEFA
23 Şubat 2016 - 20:38 'de eklendi ve 4037 kez görüntülendi.

Neden sonuç ilişkisi dediğimiz “illiyet bağı” kâinatın yaratılışıyla başlar, sonsuzluğun uçsuz bucaksız derinliklerine kadar sürer. Peygamber Efendimize “Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım” diyen Yüce Allah kâinat üzerindeki her olayı illiyet bağıyla birbirine bağlamıştır.

Bulut olmasaydı su; su olmasaydı insan; insan olmasaydı ülkeler, toplumlar ve devletler olur muydu?

Milletlerin töreleri, değer hükümleri ve yaşam biçimleri de kâinatın illiyet bağıyla vuku bulan hadiselerin birer neticesidir.

Çinli evdeşinin telkinlilerine aldanarak öz oğlu Mete Han’ı Yüeçilere esir gönderen Teoman Yabgu bir nedendir. Mete Han’ın Yüeçilerin elinden kurtulup üvey annesini ve Teoman Yabgu’yu öldürerek Kağan olması ise sonuç.

Bilinen Türk tarihi bu spesifik sonuçtan türedi. Mete Han’ın Türk ordusuna kazandırdığı disiplin sadece Türklerin değil dünya milletlerinin de ordu ve savaş düzenini sil baştan değiştiren bir gelişme oldu.

Bugün Türk Kara Kuvvetlerinin Kuruluş tarihi kabul ettiği M.Ö 209 yılı Mete Han’ın Türk ordusuna verdiği intizamın tarihidir. Tarih deryası bu prensipte akışını sürdürürken insanlığa kalan miras; kötü izlerin murislerinden “ibret” alırken güzel sonuçlar bırakanlara “ahde vefa” göstermektir.

600 yıl hüküm süren Osmanlı’nın devasa ihtişamının arkasında nihayetinde iki kişi, Osman Gazi ve Mehmet Çelebi bulunur. 1299 yılında Kayıları Beylik halinde toplayan Osman Gazi zincirin ilk halkasını oluşturmuştur. 1402’de birbirinden kopan halkalara yeniden nizam vermekse 11 yıl sonra Mehmet Çelebi’ye nasip olmuştur. Bu yüzden tarihçiler Osmanlı’nın birinci kurucusu olarak Osman Gazi’yi, ikinci kurucusu olarak da Mehmet Çelebi’yi sayarlar.

Ülkücü Hareket de birçok yönüyle Osmanlı’yı andırır. Osmanlı’yla çağdaş birçok beylikle MHP’yle çağdaş birçok siyasi partinin müşterek akıbeti tarih sahnesinden yok olup gitmek oldu. Bunun sebebi Osmanlı’yı ayakta tutan padişah-ordu-kanun gücünün Ülkücü literatürde lider-teşkilat-doktrin disipliniyle uygulanmasıydı.

Başbuğ Alparslan Türkeş Ülkücü Hareket’in kurucusu, yani Osman Gazi’si; Lider Devlet Bahçeli ise dağılma tehlikesi geçiren Ülkücüleri birbirine kenetleyen Mehmet Çelebi’dir.
1997 kongresinde Allah’ın bir lütfu ve Ülkücü sağduyunun tecellisi ile görevi devralan Devlet Bahçeli Ülkücüleri yekvücutta toplamış, en mühimi de bizi Tuğrul T. gibi bir menfaat tutkunu mirasyediden kurtarmıştır. Ülkücü Hareket Tuğrul T.’nin inisiyatifine bırakılsaydı “baki kalan bu kubbede hoş bir seda” olarak sadece hatıralarda yer edinecekti.
Büyük liderlerin ortak özelliklerinden birisi de umutlarını asla yitirmemeleri ve baş koydukları yoldan geri adım atmamalarıdır. Aksi halde lider olamaz, şevk ve azim dolu kitleleri çevrelerinde kümeleyemezler.

Dün Alparslan Türkeş kendisi hakkında “Yaşlandı, çekilmesi lazım” “O varken meclise girmemiz mümkün değil” diyenlere karşı “Bu davayı bazı çatlak seslere rağmen Allah’ın izniyle son nefesime kadar ben götüreceğim” diyordu.

Bugün de Devlet Bahçeli aynı saldırılara muhatap olurken “Bu can bu tende olduğu müddetçe Türk düşmanlarına ve MHP üzerinde hesap yapan çevrelere asla, ama asla izin vermeyecek, imkân tanımayacağım.” demektedir.

Başbuğ Türkeş ve Lider Bahçeli’deki bu ortak hissiyat; genelinde vatan ve millet sevgisi, özelinde ülküyü ve Ülkücüyü koruma içgüdüsüdür. Üzerine bir ömür adanan, çilesine, acısına göğüs gerilen; gecesini gündüzüne katarak emek verilen müktesebata bir baba şefkatiyle, korumacı tavırla yaklaşılmasının nedeni budur.
Bunu herkesin anlamasını beklemek haksızlık olabilir. Herkesi aynı anda memnun etmenin imkânsızlığı da ortadadır. Fakat her Ülkücü bu mirasa sahip çıkmak, müktesebatın murislerine “ahde vefa” göstermek zorundadır. Bu her şeyden önce dava adamlığının gereğidir.

Bahadır Çoban

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER