SON DAKİKA

Ağır Petrol, Türkiye için Ağır İmtihan mı olur?

Bu haber 13 Ekim 2012 - 10:12 'de eklendi ve 29 kez görüntülendi.

Ayşegül Büşra ÇALIK

Geçtiğimiz günlerde Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın bir açıklaması oldu. Bakan Yıldız, II. Abdülhamid’in 100 yıl önce hazırlattığı petrol haritası gerçek mi sorusunun cevabını verdi . Musul ve Bağdat’ı içine alan bir daire içerisinde yaptırılan, belli bilimselliği olan bir harita Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde çok ciddi bir petrol hazinesi olduğunu gösteriyor. Bu haritanın ardından uzun zamandır merak ettiğim ve geçtiğimiz  sene oldukça bilinen bir gazetenin, bilinen bir köşe yazarı tarafından bahse konu olmuş meseleyle ne derece alakalı olabileceğini düşündüm. Yazı, konu itibariyle ve konunun oluşturabileceği muhtemel sıkıntılar sebebiyle oldukça dikkat çekiciydi. Mesele petroldü fakat belki birçoğumuzun bilmediği, detayına vakıf olmadığı ‘ağır petrol’ meselesi gazetenin köşesine taşınmıştı. Öncelikle, meseleye vakıf olmayanlar için şu sorunun cevabını verelim: Nedir bu ağır petrol? Bizim bildiğimiz, yüzyıllardır üzerinden kirli hesapların ve kanlı savaşların döndüğü petrolden farkı ne? Kısaca anlatmak gerekirse, yeraltından kolayca çıkarılan petrolden farkı şudur: Hafif petrol kuyudan kendiliğinden çıkarken, ağır petrolün bulunduğu alana 600 fahrenheitlik bir basınç uygulanır ve böylece hafifleyen petrol yüzeye çıkar. Çıkarılması oldukça maliyetli olan bu petrol, yeni tekniklerle çok daha ekonomik bir çıkarma tekniğine sahip olmuştur. Dünyadaki ağır petrol rezervi ise yaklaşık 3 trilyon varildir. 3 trilyon varil petrol, dünya tüketimine yaklaşık olarak 100 yıl yetecek kadardır. Petrol uzmanlarının, bizim bildiğimiz ve yeraltından kolayca çıkarılan petrolün artık sonuna gelindiğini açıkladıkları günden beri, ağır petrol meselesi esasen çok daha mühim bir mesele haline gelmiştir. Şimdi meselenin bizi daha çok alakadar eden kısmına gelelim. Bu ağır petrol rezervinin yaklaşık 1 trilyon varili Türkiye (Güneydoğu) ve Ortadoğu’dadır ((II.Abdülhamit’in hazırladığı haritada gösterildiği gibi) . Wall Street Journal’da yayınlanan bir haberde, ağır petrolün bu coğrafyalarda yoğunlaştığını gösteren haritayı gören herkesin kafasında muhtemel sorular dolaşmaya başlamıştır dersek, herhalde komplo teorisi kurmuş ya da bir kehanette bulunmuş olmayız. Exxon, Mobil, BP gibi uluslararası firmaların ağır petrol yataklarıyla ‘yakınen’ ilgilenmesi ve Chevron firmasının 2010’da Türkiye’yi kendi petrol arama alanına dahil ettiği düşünülürse üzerinde fazlasıyla muhakeme yürütülmesi gereken, fazlasıyla soru işareti bırakan bir konu olması mantıklı hale geliyor.

İşin ekonomik boyutunu düşündüğümüz zaman, enerji konusunda bu kadar dışa bağımlı vaziyette bulunan bir ülke olarak, alternatif enerji kaynaklarını kullanmak konusunda zafiyet ve disiplinsizlik göstermiş bir geçmişimiz olduğunu hatırladığımızda, ağır petrol bizim için ekonomik manada gözardı edilmeyecek kadar elzem hale gelir, gelmelidir. Güneydoğu’da bulunan ağır petrol rezervinin Fırat ve Dicle faktörü düşünüldüğünde çıkarma maliyetinin azaldığı ve Türkiye’yi bu konuda Ortadoğu’ya göre avantajlı hale getirdiğini birçok petrol uzmanı doğrulamaktadır. Petrol uzmanlarının da bildiği gibi petrol rezervinin yanında bulunan tuzlu suyun dışarı çıkartılıp buharlaştırılıp, tekrar yeraltına pompalanması maliyeti artıran bir unsurdur. Bu sebeple, Ortadoğu’daki ağır petrolün çıkarılması daha zor olmaktadır. Çöl faktörü bu petrolün maliyetini artırırken, Fırat ve Dicle nehirleri havzasında bol su oluşu ağır petrol rezervlerine sahip olan Türkiye’yi, Ortadoğu’dan daha avantajlı kılmaktadır. Bu ağır petrol rezervi Türkiye’nin enerji hammaddesi ithaline bağlı cari açığını kapatacak kuvvete sahip olup, enerji konusunda Türkiye’nin elini kuvvetlendirecek, güç sahibi yapacak ve bölgedeki rolünün tesirini artıracak kadar stratejik bir öneme sahiptir.

Türkiye’de bilhassa Güneydoğu’da bulunan ağır petrol yataklarının, (mevcut petrol ihtiyacı ve dünya rezervlerin azaldığı düşünüldüğünde) enerji konusunda hayati bir önem arz edeceği şüphe götürmez vaziyettedir. Fakat mevcut duruma bakıldığında ağır petrol meselesinin hala dillendirilmemesi, görsel basında gündeme gelmemesi, hatta yazılı basında dahi dikkate değer bir konu değilmiş gibi göz ardı edilmesinin çelişkisi ise aklı zorluyor. Bir an için Ortadoğu’da yaşananları düşünelim. Ortadoğu’nun bugünkü manzarasını gözümüzün önüne getirdiğimiz zaman bütün bu yaşananlar, bitmeyen istikrarsızlık hali, dökülen kanlar ve ortada dönen ‘uluslararası oyunlar’ yalnızca demokrasi eksikliğinden kaynaklanan bir netice miydi? Ortadoğu bugün petrol zengini olmasaydı, demokrasinin ve düzenin o topraklara götürülmesinde malum uluslararası güçler bu kadar ‘sorumluluk duygusu’ yüklenir miydi? Bu soruların cevabı esasen meseleye yaklaşım şeklimizin daha hassas ve akılcı olmasını zorunlu kılıyor.

Bugüne geldiğimiz zaman, açık ve net olan şudur ki; petrol kaynakları tükenmeye başlamaktadır. Bu da ‘yeni pazar’ arayışları yaratmaktadır… Her yeni pazar arayışı, bir sömürü halini almakta hatta sömürüden daha öteye geçip, kirli tezgâhlar kurulmaktadır. Mevcut durum bu iken ve Türkiye’deki ağır petrol rezervi dünya payında ciddi bir yer tutarken, meseleye yalnızca ekonomik açıdan bakmak yetersiz kalacaktır. Ortadoğu’nun şu anki vaziyeti düşünüldüğünde, ağır petrol meselesi, Ortadoğu’nun başına gelenleri Türkiye’ye de yaşatmak için uzun vadeli planlar yapmak konusunda ciddi neden sayılacak kadar kritik bir konudur. Dünyanın enerji ihtiyacını karşılama konusunda kaynaklar bu derece tükenme eğilimi gösterirken, yeni kaynaklar aramak ve bunu lehte kullanmak adına bir takım güçlerin ‘kirli ama uzun vadeli, sağlam(!)’ planlar yapıyor olmasını düşünmek, komplo teorisi olmanın aksine durumun değerlendirmesini yaparken en makul ihtimaller arasındadır. Enerji konusunda, bilhassa petrol konusunda yeni pazarlar aranırken bu arayış ABD’nin ve AB ülkelerinin dilinden düşürmediği ‘insan hakları ve demokrasi’ yoluyla yapılmayacaktır muhakkak! Tarihi tecrübeler ve izlenimler düşünüldüğünde petrolün mevzu bahis olduğu hiçbir yerde demokrasi, insan hakları gibi kavramların uygulandığı, dikkate alındığı da görülmemiştir zaten. ‘Bir damla petrolü, bir damla insan kanına eşit’ gören zihniyet ve gözü dönmüş uluslararası ‘petrol avcıları’, petrol için yaptıklarını bunca zaman mübah görmüşken bundan sonra da mübah göreceklerdir.

Şimdi bütün bunları bir arada düşündüğümüzde akla ilk gelen sorular şunlardır muhtemelen: Neden bu ağır petrol meselesi gözardı ediliyor, neden uluslararası firmaların gözünü diktiği ağır petrol rezervlerimiz Türkiye’de konuşulmuyor, tartışılmıyor, üzerinde planlama ve uygulamalar yapılmıyor? Ve o kritik soru tekrar zihnimi yokluyor… Bugün Ortadoğu’da yaşananlar bir gün bu ağır petrol meselesi yüzünden Türkiye’de de yaşanır mı? Bütün bu anlattıklarımızdan sonra, meselenin ciddiyetini hâlâ algılayamayanlar ile maksatlı olarak konuyu dillendirmeyen iki kesim de ilerleyen yıllarda konunun hem siyasî, hem ekonomik manâda Türkiye’yi düşüreceği pozisyonu tekrar düşünmeli, muhakeme etmeli, petrolün birçok ülkede yarattığı kaosu ve kanlı neticeleri hatırlamalı, imkân ve kabiliyetlerini başkalarının eline teslim etmemek konusunda şuurlu ve dirayetli bir tavır sergilemelidir! Tarih bu konuda mağdur olanları ve sömürülenleri defalarca acı hatıralarla yazmışken, geriye dönüp baktığımızda ahlanıp vahlanmamak için herkes üstüne düşeni ve makamının gerektirdiklerini yapmalıdır! Hiçbir şey yapamıyorsak böyle hayatî bir konuyu dillendirip, şuur uyandırmak ve kaderimizi başkalarının inisiyatifine bırakmamak adına cürmümüz yettiğince mücadele edip, söz söylemeli, fikir üretmeliyiz… Medyanın bizlere çizdiği sınırlar ve dayatılan konuların dışında da hayatî olan ve ülke olarak kaderimize yön verecek hususlara karşı ilmetmeli, akletmeliyiz. Bu da, bu topraklarda yaşayıp, bu ülkenin nimetlerinden istifade eden herkesin bir vatandaş olarak, ama daha önemlisi ‘insan’ olarak boynunun borcudur! Teslimiyetçi değil istikrarlı ve basiretli bir enerji politikası oluşturmak mevzu bahis ise alternatif enerji kaynaklarını kullanmak ve enerji konusunda dışa bağımlı halden kurtulmak ya da bu bağımlılığı en aza indirmek adına yapılan çalışmalara ilave olarak ağır petrol meselesinin üzerinde durulmalı ve bu meselenin üstü kapatılmamalıdır.  Çünkü ağır petrol meselesi bundan 50 yıl sonra Türkiye için ağır bir imtihana dönüşmüş olursa, zannediyorum ki hayıflanmak ve ‘neden’ diye sormak manasızlaşacaktır. O halde ‘vakit varken, hala geç değilken’ uyanmalı, uyandırmalı…

Ayşegül Büşra Çalık celikaysegul@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.