Asikurtlar©

AB’nin sonu mu?

AB’nin sonu mu?
27 Haziran 2016 - 15:04 'de eklendi ve 4054 kez görüntülendi.

 

 

 

İngiltere’nin AB’den çıkma kararını kimse beklemiyordu. Bu ani ve keskin karar dünyada şok oluşturdu. Bütün dengeler sarsıldı. Piyasalar alt-üst oldu. İngiltere’nin kararının bir domino etkisi oluşturması ihtimali üzerinde duruluyor. Şimdi herkes bundan sonra ne olacağını, ne gibi siyasi sonuçlar doğuracağını ve özellikle AB’nin geleceğini konuşuyor, tartışıyor.

DUYGUSAL DEĞERLENDİRMELER!
Meselenin bizi ilgilendiren boyutları mutlaka olacaktır. Her türlü etkiye açık hale gelen Türkiye’nin payına ne düşeceğini henüz kestiremiyoruz. Zaten doğru dürüst tartışan da yok. Daha çok İngiltere Başbakanının referandum öncesi Türkiye ile ilgili “bu gidişle 3000 yılında girerler” sözü öne çıkarılıp, bunun üzerinden duygusal değerlendirmeler yapılıyor. Ama her ne hikmetse, çıkış kararını savunanların en önemli gerekçesini Türkiye’nin tam üyelik ihtimali oluşturduğu kimsenin aklına gelmiyor. Çok daha ilginç olanı, bu karar üzerinden sanki Türkiye’ye muhtaç hale gelinmiş gibi hava oluşturulmasıdır ki, bunu anlamakta gerçekten zorluk çekiyoruz. Keşke söylendiği gibi olsaydı ve elimiz güçlenseydi. Oysa zerre kadar beyni olan herkes, Türkiye’nin durumunun şimdi daha da zorlaştığını, mesafenin daha da açılacağını bilir ve görür.

DENGESİZLİKLER
Avrupa, birlik kararıyla globalleşmeyi, sınırları kaldırmayı, ortak hareket etmeyi denedi, ama olmadı. Avrupa Birliğini şu anda oluşturan ülkelerin tamamı mezhep fraklılığı da olsa aynı dinden, aynı coğrafyadan, yakın kültürlerden ve ortak menfaatten geliyorlar. Buna rağmen yürümedi. Özellikle ekonomik dengesizlikler ortaklığı zora soktu. Portekiz’le başlayan, Yunanistan’la doruğa çıkan kurtarma operasyonlarının külfetini diğer ülkelerin yüklenmek zorunda kalması, çöküşün ilk sinyalini zaten vermişti. İtirazlar yükselmiş, rahatsızlık sokaklara yansımıştı. Buna bir de, nüfus geçirgenliğinin meydana getirdiği sosyal bozulmalar ve etkilenmeler eklendi. Suriye’de oluşan bataklıkla birlikte meydana gelen ve bütün Avrupa’ya yayılan mülteci akını, bu durum yeni ve farklı bir ivme kazandı. Avrupa’nın tamamında büyük bir tedirginlik doğurdu.

MİLLİLİK ÖNE ÇIKIYOR
İngiltere’nin kopuşunun altında yatan ana sebeplerin bunlar olduğu konusunda bir ittifak vardır. İngiltere’nin muhafazakar yapısı ve milli hassasiyetleri bütün bunları kabullenemedi ve sindiremedi. Bütün bu sebepler, birliğin dinamosu niteliğindeki büyük ekonomili ülkeler için de geçerlidir ve aynı tartışmalar oralarda da başlamıştır. İngiltere’nin kararının diğer bazı üye ülkelere de cesaret vermesi kuvvetle muhtemeldir. Avrupa Birliği’nin savrulup geldiği yer daha milli, daha yerli ve daha egemen oluşumların öne çıkmasıdır ki, bunun sonunun varacağı yerin dağılma olacağı yönünde görüş birliği vardır. Cevap arayan soru, bu kaçınılmaz sonucun kısa sürede mi, yoksa biraz daha uzun vadede mi gerçekleşeceğidir. Tılsım bozulmuştur, temel oynamıştır ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

NEYİ REFERANUMA GÖTÜRECEĞİZ?
İngiltere’nin kararından sonra, Türkiye’nin AB üyeliği artık meçhule dönüşmüştür. Zaten son derece az olan ümitler hepten tükenmiştir. “İngiltere’nin boşluğunu biz doldururuz” gibi söylemlerin, karşı tarafta hiçbir geçerliliği yoktur ve kendi kendimizi kandırmanın ötesine geçmeyecektir. Zira, kendi milletini Türkiye ile korkutarak birlikten çıkan İngiltere’nin bu tavrının, diğer ülkelere de emsal oluşturması gibi vahim bur durumla karşı karşıyayız. Avrupa ülkelerinin milli hassasiyetlerini öne alacakları ve bundan sonraki tavır ve eğilimlere bu hassasiyetlerin yön vereceği bellidir. Bu durumda Türkiye’nin zaten çok çok zayıf olan şansı, hepten ortadan kalkmıştır. Bundan sonra gidip Avrupa kapılarında beklememin, verilen ödevleri yerine getirmenin, ağır şartları kabul edip bedel ödeminin bir anlamı yoktur. Etraflı bir değerlendirme yapıp, yeni bir karar vermenin artık zamanı gelmiştir. Bu kararı vermek için Sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi bir referanduma gidilmesi anlamlı olmayacaktır. Neyi referanduma götüreceğimiz belli değildir. Millete neyi sorup, neyin cevabını isteyeceğiz? En fazla soracağımız soru, “üyelik müzakerelerine devam edelim mi, etmeyelim mi?” olabilir. Ancak verilecek cevabın bir sonucu yok. Devam kararı çıkarsa, bunu karşı taraf ne kadar ciddiye alacak ve sonuca ne kadar etki edecek? Tersi bir karar kimi ilgilendirecek?

ESAS OLAN KARŞILIKLI MENFAATTİR
Duygusallıkların, alınganlıkların, kişisel hırsların veya hesapların devlet hayatında yeri yoktur. İngiltere Başbakanına laf geçirmek, ne yazık ki, Türkiye’nin Avrupa’da istenmediği yönündeki yaygın kanaati de, şimdiye kadar yapılan akıl almaz yanlışların bedelini ödediğimiz gerçeğini de değiştirmiyor. Bu durumda daha akılcı, tutarlı ve özellikle de milli politikalar geliştirmek gerekiyor. Bizi geleceğe taşıyacak, bugünkü hazin durumumuzu değiştirecek ve yeniden silkinip ayağa kalkmamızı sağlayacak olan şey, biran önce kendimize dönmemizdir. Faraziyeleri, kahramanlık çabalarını, efelenmeleri bir kenara bırakıp; saygın, etkin, tutarlı, geçerli ve kararlı bir dış politika geliştirelim. Duruma görev vaziyet alarak, bugün söylediğini yarın unutarak, içi boş övünmelerle dünyaya ayar vermeye kalkışarak bir yere varılamayacağı, acı biçimde ve ağır bedelleriyle birlikte ortaya çıkmıştır. Dış politikanın tek ve değişmez kuralı karşılıklı menfaatlerdir. Bu kadar basit, bu kadar kesindir. Bizim unuttuğumuz şey budur.
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER