Asikurtlar©

ABD’YE İTİRAZ EDENLER PYD’YE YARDIM ETMEMİŞMİYDİ?

ABD’YE İTİRAZ EDENLER PYD’YE YARDIM ETMEMİŞMİYDİ?
01 Haziran 2016 - 9:54 'de eklendi ve 4225 kez görüntülendi.

 

 

ABD’nin uzun süredir üzerinde durduğu, IŞİD’in Suriye’deki başkenti olarak kabul edilen Rakka’ya yönelik askeri operasyon geride bıraktığımız günlerde başladı.
Aslına bakarsanız ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel’in 23 Mayıs 2016 günü Suriye’nin kuzeyine giderek burada 11 saat kaldığı ve PKK-PYD’lilerle görüştüğü gündeme düşünce, beraberinde böylesi bir operasyonun başlayacağı izlenimi ağırlık kazanmıştı.

Votel’in bir gün sonra Türkiye’ye gelerek Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile görüşme gerçekleştirdiği ilan edilmişti.
25 Mayıs 2016 günü de bahsi geçen operasyon başlamıştı.
ABD’nin bu operasyon çerçevesinde beraber hareket ettiği kesim ise çoğunluğunu PKK’nın Suriye’deki yapılanması olan PYD’nin askeri kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG).
Genel ağırlığı PKK-PYD’lilerden oluşan 12 bin kişilik SDG mevcudunun 500 kişilik ABD’li askerle birlikte Rakka operasyonuna katıldığı bilgisi mevcut.
Suriye krizinin başlamasının ardından PKK’nın Suriye yapılanması olan PYD’nin eylemlerini artırması, sözde kanton ilanlarında bulunması, Ayn El Arap (Kobani) çatışmaları ve Suriye’de ilan edilen kantonların birleştirilerek bu ülkenin Türkiye sınırı boyunca uzanan kuzey alanında sözde federasyon ilanında bulunulmasının ardından, şimdi gündemde olan Rakka operasyonu sadece Suriye özelinde değil, Türkiye’nin milli güvenlik açısından ne derecede riskli bir atmosfere taşındığını işaret ediyor.
Özellikle operasyona katılan ABD’li özel kuvvetler askerlerinden bazılarının PYD’nin silahlı kanadının armalarını üniformalarında taşımaları, Türkiye’nin nasıl bir dost kazığı yediğini gözler önüne seriyor.
İşin can alıcı noktasıysa, Rakka’ya yönelik düzenlenen operasyonun, göstermelik manevralardan ibare olduğu, asıl amacın Mare bölgesinden Rakka’ya kadar kuzeyden güneye doğru uzanan alanı SDG tarafından ele geçirilmesini kapsadığı anlaşıldı.
* * *
Elbette bu durum, bir sonraki aşamada doğrudan Rakka’ya ilerleneceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor, aksine Rakka’nın alınması stratejisinin taktiklerine uygun hamleler yapıldığını gözler önüne seriyor.
ABD’nin yaşanılan bu hadiselerin genelinde IŞİD’e karşı askeri olduğu kadar şaşırtma amacıyla psikolojik harekât da yaptığını ortaya koymuştur.
Diğer yandansa Türkiye başta olmak üzere tüm çevrelere PKK’nın, Suriye uzantısı olan PYD’nin kendi himayesinde olduğunu, ilişkisinin “etkili ortaklık” tanımından daha derinlikli bir hal aldığını göstermiştir.
PYD’nin, Avrupa’nın pek çok başkentinde temsilcilik adı altında diplomatik kanallar açması ise Türkiye açısından durumun son derece büyük bir milli güvenlik sorunu oluşturduğunu işaret ediyor.
Uzunca süredir IŞİD bahanesiyle silahlandırılan, geniş kapsamlı ve mevcutlu askeri operasyon yapabilme yeteneği kazandırılan, ileri nesil silah sistemleri kullanımı konusunda eğitilen (bunlar arasında kara hedeflerine ve hava hedeflerine yönelik saldırı kabiliyeti bulunan füzeler de mevcut) PKK-PYD’lilere, ilave olarak diplomasi alanında da alan kazandırılmaya çalışılması, git gide PKK-PYD’nin kendi başına ilan ettiği sözde federasyon tezini güçlendiren çarpanlara dönüşüyor.
Planın geneli ise Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD’ye Akdeniz’e kadar uzanacak bir alan oluşturma çabasına ilave olarak, bu bölgeyi Irak’ın kuzeyi ile birleştirme amacının taşıdığı, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, artık gizlenemiyor.
Şurası açık ki Türkiye’nin, Suriye politikası baştan aşağıya yanlıştı ve AKP bu manada Türkiye’ye milli güvenliğimizi tehlikeye atacak büyük sorunların yaşatılmasına sebep oldu.
AKP’nin ne stratejisi doğru idi, ne de durumu doğru okuma hali…
Birbiri ardına yapılan yanlışlar, bizleri adeta göstere göstere şimdiki hale kadar getirdi.
Bugünlerde ABD’ye yönelik olarak PKK-PYD işbirliği üzerinden yoğun eleştiri geliştiren AKP iktidarı ve Erdoğan’ın, çok değil birkaç yıl öncesinde ABD’nin, Ayn El Arap’ta bulunan PYD’lilere silah yardımı yapması için hava sahasını açtığı, aynı bölgeye peşmergenin silah ve militan gönderebilmesi için Türk topraklarını kullandırdığı (29 Ekim 2014) malumdur.
* * *
Dahası Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bir gecede nakliye kamyonlarına yüklenerek, Türk tarihinin utanç vesikası olacak şekilde Suriye’nin Eşme bölgesine taşınması üzerinden yüzyıllar geçse de asla unutulmayacak bir hadisedir.
Türkmenlerin haklarını savunmaya yönelik sergilenemeyen tutarlı ve güçlü duruş ise aslına bakarsanız, karşı karşıya kalınan risklerin öncelikli sebepleri arasındadır.
Bu şartlar altında Suriye özeline bakıldığında ABD’nin, PKK-PYD’den vaz geçmeyeceği açıktır.
Türkiye’ye karşı oyalayıcı, geçiştirici ve bir bakıma ikiyüzlü davranan ABD’nin bahanesi ise IŞİD’in geriletilebilmesi, ardından da yok edilebilmesi için sahada bulunan en hazırlıklı ve güçlü grubun PKK-PYD’liler olduğu iddiasıdır.
Bu iddia Suriye’de, Türkmenler başta olmak üzere diğer hiçbir muhalif kesime yapılmayan yardımların yapılmış olması bahsi göz önüne alındığında şuanki durumun ortaya çıkışına kılıf hazırlıyor.
Fakat Türkiye bu koşulları kabul edemez, atılacak adımlara, daha açık bir ifadeyle Suriye ile olan sınırımız boyunca PKK-PYD’nin sözde yapılanmalar kurmasına, bu bölgeyi kontrol etmesine müsaade edemez, etmemelidir.
Yarım aşırı aşkın süredir işbirliği yürüttüğümüz, dost olarak görülen ABD yönetiminin tutumuna reel-politik çerçevede karşılık verilmelidir.
ABD’nin, Kasım ayında kendi bünyesinde yapılacak olan Başkanlık seçimleri için IŞİD’e karşı gözle görülür bir ilerleyiş elde edilmesine yönelik acelesi olsa da, Türkiye’nin itiraz ettiği yönde adımlarını attığı takdirde sadece Suriye açısından değil, kendisince önemli olan örneğin Karadeniz gibi alanlarda Türkiye’den umduğu desteği göremeyeceği kararlılıkla ilan ve ispat edilmelidir.
Bu durum Suriye konusunda Türkiye için aksayan yönlerin telafi edilebilmesi için ihtiyaç duyulan makul zamanın kazanılmasına olanak sağlayabilir.
Elbette aynı adımlar Rusya başta olmak üzere, aramızda anlaşmazlıklar bulunan komşularımızla ilişkilerin normalleştirilmesine dair geliştirilecek politikalarla beslenmeli, coğrafyamızın bize kattığı eşsiz avantaj, buna uygun olacak politik hamlelerle takviye edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki, mevcut küresel koşullarda Türkiye tek yönlü dış politika izleyemez. Milli güvenliğine dayalı hassasiyetlerinden ise yine şartların ağırlığından ötürü asla taviz veremez.
Hele ki terörizme karşı böylesine yoğun bir mücadele dönemine girilmişken ve etrafımız adeta ateş deryasına dönmüş, sınırlar ortadan kaldırılmaya çalışılırken…

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER