Asikurtlar©

ABD’NİN ZARAR GÖREN KÜRESEL KONUMU VE TÜRKİYE

ABD’NİN ZARAR GÖREN KÜRESEL KONUMU VE TÜRKİYE
25 Ağustos 2016 - 19:24 'de eklendi ve 4081 kez görüntülendi.

 

 

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, geride bıraktığımız günlerde Kenya’ya gerçekleştirdiği ziyarette düzenlenen basın toplantısında Rusya ile Suriye konusundaki görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını umduğu yönünde yaptığı açıklamasında son derece dikkat çekici bir ifade kullandı: “Suriye rezaleti çok uzun sürdü.”
Kerry bu ifadelerinde kendince sonuna kadar haklı. Zira göreceli bir kavram olan zaman; sizin istemediğiniz şeyler gerçekleşmeye başladığında gerçekten çok daha uzunmuş gibi gelir.

ABD açısından da durumun özeti tam olarak budur. Suriye krizi ABD için içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir ki hatırı sayılı mevcudiyetteki bazı ABD’li uzmanlar, siyasiler ve diplomatlar da bunu teyit etmektedirler.
Cevabı daha açık hale getirebilmek açısından doğru soruyu şu şekilde sormakta fayda var: ABD, Suriye’de yapmak isteyip de neler yapamadı?

En genel hatlarıyla açıklamaya çalışırsak: Esad gitmedi, IŞİD bitirilmek şöyle dursun nerdeyse tüm dünyaya eylemsel düzeyde yayıldı, ideolojisi çökertilemedi.
PKK-PYD’ye alan açma çabası belirli bir düzeyde kaldı ve bu son meseleyle bağlantılı olarak ABD yarım asırdan fazla süredir küresel ölçekteki en büyük ve güçlü müttefiklerinden olan Türkiye ile ilişkilerini berbat etmeyi neredeyse başardı.
Peki, bunlar olurken ABD Başkanı Obama’nın, “Rusya kendini bir bataklığa sokacak. Kesinlikle bu olacak” sözlerine rağmen, ABD’nin “müzmin rakibi” olan Rusya, Suriye’de ne yaptı?

* * *

Eylül 2015’te kendi çıkarları çerçevesinde Suriye’ye gelerek aktif askeri harekâtlar yapmaya başladı.
Böylelikle Esad rejiminin (üstelik tam da devrilmek üzere olduğu ifade edilen bir evredeyken) ülkenin başında kalarak gücünü artırmasını, kontrol sahasını genişletmesini sağladı.
Afganistan tecrübesinden gerekli tüm dersleri çıkardığını, beklenenin altında kayıplar vererek gösterdi.
Sınırları dışında operasyon yapma yeteneğine kavuştuğunu ve bu doğrultuda artık neredeyse tüm küresel gerginliklerde taraf olabileceğini kanıtladı.

Tüm bunlardan daha önemlisi ABD’nin gerek bölgesel gerekse küresel alandaki en önemli müttefiki olan Türkiye ile uçak krizinin ardından “çıkar ortaklığı” yapmayı başardı.
Hal böyle olunca ABD açısından yaşanmaya başlayan kayıp Suriye’nin çapını çoktan aşarak kendisini “Kalpgah (Heartland)” olarak değerlendirilen geniş bir alanda hâkim kılma tehlikesini ortaya çıkardı.

Bu durum ABD açısından şimdilik açık bir hezimetin göstergesidir.
Süper güç olarak uzun yıllardan bu yana koşuyu önde götüren ABD, arkasından büyük bir efor sarf ederek kendisine yetişmesi gereken Rusya’nın neredeyse kendisini yakalamasına, yine kendisi olanak sağladı.
Açık ki ABD elinde bulunan gücünü kullanma konusunda eskisi kadar başarılı gözükmüyor.
Bu durumu bir örnekle anlatmak yerinde olacaktır…

* * *

Amerika’nın meşhur fantastik hikâyelerinden olan Spider Man (Örümcek Adam) filminin ilk serisinde akıllara gelen bir sahne vardır.
Ben amca, örümcek adamın yani öz yeğeninin durdurmaya gücü varken silahlı bir soyguncunun gitmesine müsaade etmesinin hemen sonrasında caddenin orta yerinde aynı soyguncunun ateş etmesi sonucu vurulur ve ağır yaralanır.
Ölmek üzereyken, örümcek adam amcasının yanına yetişir ve Ben amca Örümcek Adama daha birkaç saat önce verdiği nasihati tekrar hatırlatır: Unutma! Büyük güçler, büyük sorumluluklar gerektirir!
İşte ABD’nin yaşadığı paradoks da budur.

Büyük gücünün sorumluluğunu yerine getiremeyişinin bedeli bugün ne yazık ki Ortadoğu’nun kan deryasına dönmesine sebep oldu, en güvenilir dostlarını asılsız projeler uğruna kaybetmeye başladı, daha da önemlisi kendisi bu kayıplarla uğraşırken “hayati düşmanlarının” güçlenmesi karşısında hiçbir şey yapamadı.
Bakalım Kasım ayında ABD halkının tercihi ile seçilecek olan yeni başkan, ABD’nin büyük gücünün gerektirdiği büyük sorumluluklarının gereğini yerine getirebilecek mi?..

ABD bundan sonraki süreçte Obama’nın “terör örgütü olup olmadığına bakmayıp, yerel bazı unsurları kullanma” stratejisinden vaz geçerek şimdikine göre daha girişken bir tutum mu takınacak, yoksa Libya ve Suriye politikasında görülen stratejisini yürütmeye devam mı edecek?
Çin’in yanı başında artan etkisini karşılayabilmek için, dünyaya yaydığı askeri yapılanmasını Pasifik bölgesine doğru kaydırmayı sürdürecek mi?

* * *

Ortaklıklarını ve paydaşlığını hangi ölçülere göre yeniden değerlendirip, nereye ve nasıl konumlandıracak?
Dostlarının politika, kaygı ve görüşlerine değer vermek yerine, tabiatın varlığına aykırı olan işler peşinde koşmaya hala gönüllü olacak mı?

Türkiye gibi uzun yıllardan bu yana yakın ilişkisi olan ülkelerin çıkarlarını umursamayıp, müttefiklerinin hassasiyetlerini yok sayarak, ucu görünmeyen ve karanlık olan yeni maceralara sürüklenme yönüne hala meyilli mi olacak?
İşte yeni başkanın göreve başlayacağı Ocak 2017 tarihinden itibaren bu soruların cevabını hep beraber görmeye başlayacağız.

Açık ki o zamana kadar ABD’nin yaşadığı kayıplar da şüphesiz ki artmaya devam edecek…
ABD’nin, Türkiye açısından anlaması gereken mesele, Türkiye’nin istemediği, onay vermediği, müsaade etmediği ve etmeyeceği hiçbir hususun özellikle bu bölgede hayata geçemeyeceğidir.
Bu nedenle dış politika doktrinini oluştururken gücünü eskisine göre daha da artırmış ve bölgesel liderliği elde etme konusunda son derece istekli olan bir müttefikinin bulunduğunu anlaması, ABD’nin kendisi açısından son derece önemlidir.

Bu anlamda işe PKK-PYD’ye alan kazandırma, koridor açma çabasından vaz geçtiğini kesin olarak göstererek başlaması yerinde olacaktır.
Gerisi elbet ki kendisinin bileceği iş.
Zira Türkiye artık “Yeni bir dünya kurulur, orada yerimizi alırız” demek yerine “Gerekirse yeni bir dünya kurar, orada yerimizi alırız” diyerek, okun yaydan çıktığı bir döneme girmiş bulunuyor.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER