SON DAKİKA

Bir de Trabzon’a sor

KÖŞE YAZILARI

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

ABD’NİN ÖNCELİĞİ IŞİD Mİ, ESAD MI?

Bu haber 18 Kasım 2014 - 18:55 'de eklendi ve 4 kez görüntülendi.

Güney sınırımızın açıldığı Ortadoğu coğrafyası büyük bir kaos yaşıyor. Etnik düzeyde yaşanan ayrışmalar, mezhepsel seviyeye de çıkarak, bölge ülkelerinin her birinin bütünlüğünü tehdit eden gelişmelere kapı aralıyor. Yapay olarak çizilen sınırlar, yapay olarak yaratılan ayrışma ve çatışmalarla yeniden tanzim edilmek isteniyor.
Yaz aylarından bu yana özellikle Suriye ve Irak merkezli cereyan eden hadiseler bu projenin ürünüdür. Bir anda dünyanın gündemine giren IŞİD, hiçte tesadüfi olmayan bir zamanlama ile adından söz ettirmeye başladı. Öyle görünüyor ki IŞİD, yeniden çizilmek istenilen bölge hartasının “derin” bir hizmetkarı olarak görev yapıyor.
Bu ölçüde Musul’u alıp, daha sonra Erbil’e yönelen IŞİD’ın eylemleri karşısında daha önce hareketsiz kalan ABD yönetimi, birden bire müdahale kararı aldı. Ve akabinde de İngiltere’de yapılan son NATO toplantısına da IŞİD’i gündeme çekerek “bölge ülkeleri ile beraber” ortak bir eylem planının oluşturulacağını duyurdu.
Uzun süreceği ancak sonunda başarılı olacağı ABD tarafından ilan edilen plan doğrultusunda IŞİD, ABD’nin bölgedeki önceliği haline geldi.
Türkiye ise tüm bunlar yaşanırken bir tek şeyi tekrarladı. O da Ortadoğu’da yaşanılan problemlerin esas kaynağının Esad rejimi olduğu konusu. AKP iktidarı bölgesel tüm politikasını sadece bu meseleye indirgedi.
AKP iktidarı ABD ile IŞİD’e karşı çarpışacak, kim oldukları henüz belli olmayan muhaliflerin eğitimi ve Ayn El Arap’a yardım gönderilmesi konusunda beraber hareket etti. Tüm bunlar yaşanırken Esad’ı dilinden düşürmedi.
Bölgede her ülke esnek ve fakat akılcı bir yaklaşım sergilerken, AKP’nin takıntılı ve tek yönlü olan anlayışı Türkiye’yi derin bir çıkmazın içerisine soktu. Türkiye haricinde diğer tüm ülkeler hamle zenginliği yaşarken, biz ne yazık ki tek bir mesele üzerinde tıkanıp kalmış durumdayız ve buna bağlı olarak da bölgesel siyaset dengelerine tesir edebilecek bir kudretimiz ne yazık ki ortada bulunmuyor.
AKP iktidarının tek umudu, ABD’de geride kalan hafta yapılan ara seçimlerde senatoda cumhuriyetçilerin üstünlük kazanmasıydı. İktidara yakın olan pek çok köşe yazarı ve analist, böylesi bir netice halinde, Obama’nın IŞİD’i değil, Esad’ı önceliğe alacağını düşünüyor, yazıyor ve konuşuyorlardı. Bu görüşün nedeni ise cumhuriyetçilerin özellikle Esad konusunda Obama’dan daha sert ve öncelikli bir tavır beklemelerinden kaynaklanıyordu.
Nitekim seçimlerin ardından cumhuriyetçiler senatoda çoğunluğu elde ettiler. Ancak ABD yönetiminin Ortadoğu’ya dair politikalarında hiçbir değişiklik olmadı! Beklentiler boşa çıktı.
Geride bıraktığımız Cuma günü, Milliyet gazetesi bunun aksini iddia eden bir manşetle yayına çıktı. “Obama, Suriye’de ‘Türk’ tezine dönüyor; Önce Esad, Sonra IŞİD” başlığı atılan ve CNN’in diplomasi muhabiri Elise Labott’a dayandırılan haberde, ABD yönetiminin “Esad devrilmeden, IŞİD’in yenilemeyeceğini” anladığı iddia edildi. Haberde Obama’nın Suriye politikasını tekrar değerlendirilmesini istediği öne sürüldü.
Ancak bu haberi önce Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes “Suriye politikamızla ilgili resmi bir strateji değerlendirmesi yok” diyerek yalanladı. Ardından da ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, Esad’ın üstesinden gelinmesinin IŞİD’i yok etmeye yetmeyeceğini ifade etti ve “Esad tabii ki denklemin bir parçası ancak Suriye’nin doğusunda, Irak’ın batı ve kuzeyinde IŞİD’in kontrol ettiği yerlere bakarsanız eğer bugün Esad’ı değiştirseniz dahi bu tüm dinamikleri hızlı bir şekilde değiştirmez. Özellikle Suriye’de.” dedi. Dolayısıyla ABD’nin Esad’la ilgili resmi politikasında bir değişikliğin olmadığı böylelikle kesinleşti.
İlginçtir, bu haberin yayınlanmasından birkaç gün önce Halep’i Esad’a bağlı ordunun kuşattığını ve bunun neticesinde Türkiye’ye yeni bir göç dalgasının olabileceğini Ahmet Davutoğlu duyurmuştu. Aynı dönemde ise BM, Halep için daha önce de Suriye’nin bazı yerlerinde uygulanan “sınırlı ateşkes” çağrısında bulundu. Bu çağrıya Esad “incelenmeye değer bir teklif olduğu” yorumunu yaparak bir anlamda herkesi şaşırtmış oldu. Zira Esad’a bağlı olan ordunun Halep’in kontrolünü sağlamaya yakınlaştığı bir dönemde gelen bu demeç, uluslararası alanda son derece olumlu karşılandı.
ABD yönetiminin neden Esad’ı önceliğine almadığı bu son gelişmeyle beraber daha iyi anlaşılıyor. Kimyasal silahların Suriye’den çıkarılması konusunda işbirliğine açık olduğunu söyleyen ve talepleri yerine getiren Esad, bundan sonrada işbirliğine açık olduğunu yineleyip, diğer yandan da “ben gidersem yerime radikal İslamcılar gelir” diyerek, IŞİD üzerinden kendi haklılığını uluslararası alanda bir ölçüde güçlendiriyor.
Esad’ın bu duruşu pek çok çevre ve ülke nazarında beğeni toplarken, Ahmet Davutoğlu ise ABD ve AB’nin Halep konusunda Ayn El Arap’ta gösterilen hassasiyeti göstermemeleri nedeniyle eleştirilerde bulundu.
AKP’nin dış politikadaki çıkmazını bu son yaşanılanlar örneklendiriyor. Hesaplar tutmuyor, girişimler boşa çıkıyor. Kaybedense Türkiye oluyor.

ABD NEYİ PLANLIYOR?
Peki gerçekten ABD’nin bölgesel hedefleri neler?
ABD için hangi konular öncelikli?
Türkiye bunlar karşısında neler yapıyor?
Bu soruların cevabını aramak için yaklaşık bir sene öncesine dönelim…
28 Eylül 2013 günü ABD’nin saygın gazetelerin kabul edilen The New York Times’da Robin Wright imzalı bir analiz ve beraberinde (yazımızın içerisinde gördüğünüz) harita yayınlandı. Haritanın üzerinde yer alan başlık son derece ilginç ve şöyle diyor: 5 nasıl 14 haline gelebilir?
Yazara göre Suriye iç savaşı Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek çözülmenin başlangıç noktası olacaktı. Analizde, ayrışmaların ve yeni oluşumların temelinde ise mezhep çatışmaları, aşiret ve kabileler arasındaki uyuşmazlıklar ve etnik farklılıkların yanı sıra Arap Baharı’nın öngörülemeyen sonuçları bulunduğu iddia ediliyordu. Parçalanmaların ve birleşmelerin kaotik şekillerde meydana geleceğini de beraberinde ifade ediyor, bunun neticesinde yeni ticaret alanları ve enerji yolları oluşabileceğini aktarılıyordu.
Uzun süre bu analizin neticesinin ne olabileceğini takip ettim. Şimdi geldiğimiz noktada yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurduğunuzda, Wright’ın analizine konu olan haritanın ABD’nin planlarıyla örtüştüğü açıkça belli oluyor.
İlk bakışta Ayn El Arap merkezli yaşanılan hadiseleri ele aldığınızda zaten Irak ve Suriye’nin kuzeyini birleştirilme çabalarının var olduğu ortada. IŞİD’i Sünni aşiretlerin vasıtasıyla zayıflatmak ve Irak’ın kalan kısmında İran ile müşterek hareket edil bir Şii bölgesi oluşturma çabası da artık bir sır değil. Suriye’de tümüyle Esad’ın kontrolündeki alanlar ise yine haritada görüldüğü gibi ülkenin Akdeniz kıyısı boyunca uzanan yerleşim birimleri. Yemen ve Libya’da yaşanılan karışıklılarla beraber, Suudi Arabistan’ın pek çok iç sorunla karşı karşıya kalmaya başlaması sanki bu harita üzerindeki taşların yerine oturtturulmaya başlandığını gözler önüne seriyor.

MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ 2 YIL ÖNCE UYARMIŞTI
İşte bu gelişmelere bakarak ABD’nin özellikle ülkemize etkileri olabilecek meselelerde kafasında nelerin olduğunu, nelerin planlandığını ve uygulamaya geçirilmeye çalışıldığını zannediyorum anlamak daha da kolaylaşıyor. Özellikle de yazımıza konu olan Esad ve IŞİD ölçeğinde.
Bu doğrultuda ABD için:
1-Öncelikli mesele dahilinde, IŞİD’in kontrolü altında tuttuğu alanlarda işbirliğine yatkın Sünni aşiretler güçlendirilerek, IŞİD’in önce zayıflatılıp, sonra yok edilerek, bu aşiretlerin kendi otoritelerini sağladığı bir alanın oluşturulması ve bu alan içerisinde Bağdat’ın da yer alması,
2-Esad’ın dost-düşman algısından öte “Akdeniz kıyısında kendisine verilen bölgede” yönetime devam edebileceği,
3-ABD’nin “müttefik” olarak görmeye başladığı Kürtlere “başlangıç için” Suriye ve Irak’ın kuzeyini kapsayan bir bölge verilmesi,
konuları güncel programdır. ABD planlarında “şimdilik (!)” Türkiye’nin toprak bütünlüğünde bir değişiklik olmadığı söylenebilecekken, bu girişimlerin Büyük Ortadoğu Projesi’nin basamaklarından birisi olduğu gerçeği de göz önünde bulundurularak, yarınlarda ciddi problemlerle karşılaşacağımızı vurgulamak gerekir.
Bunlarla beraber dikkat çeken bir diğer mesele mevcut. AKP iktidarına yakın olan bazı yazarlar son günlerde sözde çözüm süreci ile ilgili olarak, PKK’nın ilerleyen aylarda Türkiye’de (!) silah bırakacağını iddia etmeye başladılar. Dolayısıyla AKP’nin PKK-Barzani ortaklığı ve ABD desteği ile kurulması planlanılan Kürt devletine dolaylı yoldan nasıl destek verdiği de böylelikle ortaya çıkıyor.
Ve bir kez daha altını çizelim, yaşanılan tüm bu gelişmeler bir yıl önce yayınlanan haritaya uygun bir düzlemde gerçekleşiyor.
Tam da burada MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 06 Ağustos 2012 tarihinde “Kritik bir aşamaya ulaşan iç ve dış tehditler hakkında” yaptığı basın açıklamasında söylediği şu sözleri hatırlatmak istiyorum: ” Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla; batı ucu Afrin’i ve doğu ucu da Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.”
İfadelerdeki isabete lütfen dikkat edin. Neticesi henüz görülmeye başlanan ve ülkemizi tehdit eden gelişmelerle ilgili Sayın Bahçeli 2 sene öncesinden, herkesten evvel uyarı yapıyor ve nokta atışlı, açık adresli bir tespitte bulunuyor. Yani haritada “Kürdistan” olarak çizilmek istenilen alanı tam tarifle izah ediyor. Şayet AKP iktidarı bu uyarıları dinleseydi, Türkiye kendisine yönelen tehditler karşısında şimdiki gibi çaresiz olabilirmiydi?

BÖLGEYİ NELER BEKLİYOR?
Son olarak ABD’nin Ortadoğu’ya bakış açısını yansıtan bir başka örnek verelim.
ABD başkanlarına önemli ve özel zamanlarda danışmanlık yapan, ABD’nin dış politika konusunda önde gelen isimlerinden olduğu ifade edilen Richard Haass, 11 Kasım 2014’te Hürriyet’te Verda Özer’in sorularını yanıtladı. Haass’ın, ABD’nin Ortadoğu ile ilgili politikalarıyla ilgili verdiği bazı bilgiler şöyle:
-ABD, Irak ve Suriye Kürtlerinin kuracağı “mini Kürdistan’ı” destekleyecek. Türkiye Kürtlerini ise bunun dışında tutacak.
-Kürtlerin “bağımsız” olabilmesi için tek yol sözde Kürdistan’ın “mini” tutulması.
-Vaşington her ne kadar Irak’ın bütünlüğünü savunsa ve Kürtlerin özerkliğini tercih etse de, bunun uzun dönemde mümkün olmayacağını düşünüyor.
-ABD, Esad’ı ortak olarak görmüyor. Ancak Suriye zaten fiili olarak üçe bölünmüş durumda. Esad yada rejimden biri Alevi bölgesini yönetecektir.
-Sünni bölge ise IŞİD ve Sünni aşiretler arasında uzun mücadeleye sahne olacak.
-Tıpkı Suriye gibi Irak’ın bölünmesi de kaçınılmaz.
-ABD için şu anda en büyük tehdit Esad değil, IŞİD’dir. Dış politikada önceliklerinizi sıralamalısınız. Ve en önemli ve en acil olana odaklanmak zorundasınız.
Evet, resmin geneline baktığımızda ABD’nin neler düşündüğü her hali ile karşımızda duruyor. Asıl sorun ise bunlar karşısında ülkeyi yöneten AKP iktidarının neler yaptığı. Ön görüsüz, tutarsız, takıntılı ve gerçeklikle uzaktan yada yakından bir alakası olmayan zihniyetin bugün Türkiye’yi getirdiği yer ne yazık ki bölgede yaşanılan gelişmelere seyirci kalmamıza neden oldu.
AKP kafayı Esad’a takmış halde dura dursun, atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmek üzere.
Tasarlanan küresel plan henüz bizim sınırlarımızı etkilemiyor gibi görünse de, bunun bir adım sonrasında Türkiye’nin de bölünmeye açık hale geleceği son derece kesin bir gerçeklik.
Türkiye’nin AKP iktidarı ile vakit kaybedeceği bir günü, bir saati bile yok diye sürekli bunun için tekrarlıyoruz.
Yarınlar için vizyonu kalmamış, tüm politikası iflas etmiş, tek derdi kendi saltanatını korumak olan AKP iktidardan gitmediği müddetçe, her geçen gün Ortadoğu bataklığına ve burayla benzer kaderi paylaşmaya doğru ne yazık ki sürükleniyoruz.
İsmail Özdemir

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.