SON DAKİKA

Abd Akp’yi Deliğe Süpürmeye Hazırlanıyor

Bu haber 01 Kasım 2013 - 11:00 'de eklendi ve 8 kez görüntülendi.

İsmail ÖZDEMİR

ABD son çeyrek asırdır yaşamadığı kadar büyük kayıplar yaşıyor. Bir zamanların en kudretli gücü ve tek kutuplu dünyanın merkezi iken şimdi gelinen noktada günden güne eriyen bir formatta karşımızda duruyor. Siyasi ve ekonomik kayıpların yanı sıra küresel güçler için en önemli mesele olan “imaj” konusunda aldıkları ciddi darbeler ABD’nin canını sıkıyor. Zira küresel sistemdeki güç aktörlerinin en büyük referansı kendi ülke imajlarıdır.

Büyük ülkeler, hele ki küresel aktörler imajları sayesinde üstünlük mücadelesi, diplomasi ve diğer alanlarda kendilerine yol açama çabası içerisinde olurlar. İmajınız ne kadar büyük, kabul edilebilirliliği ne derece çoksa elinizde o derece güçlü oluyor. Çünkü imajınız uluslar arası alandaki harekat kabiliyetinizi doğrudan etkiliyor. En nihayetinde küresel sistem içerisindeki rakipleriniz yaşadığınız bu kaybın beraberinde gelen boşluğu doldurup, ivme kazanmaya başlıyor ve sistemin parlayan aktörleri olarak ortaya çıkıyorlar. Tıpkı ABD’nin yaşadığı genel kaybın neticesinde dikkatleri üzerine çeken Rusya ve Çin gibi.

Bu görüşler ışığında ABD’nin son bir yıllık dönem içerisindeki kayıplarının sebebini doğru yerlerde aramak lazımdır. Peki bu dönem içerisinde neler oldu, gelin birlikte göz atalım.

Öncelikle Suriye meselesi ABD’nin yaşadığı imaj kaybının ana nedenini oluşturuyor. Her ne kadar ABD yönetimi son iki dönemki başkanlık politikaları gereğince Ortadoğu’ya “doğrudan müdahale etme” anlayışını değiştirip, müttefik gördüğü ülkeler ve kontrol etmek istediği alanlardaki kendisine yakın olan iç yapılanmalar ile aklındakileri gerçekleştirme yöntemini seçmiş olsa da, Suriye konusunda başlangıçta söylediğini neticede uygulamadı.

Şüphesiz ki bu planlı bir yoldu. ABD yönetimi başlangıcından beri Suriye’ye askeri müdahaleye soğuk bakıyor, doğrudan böylesi bir işe girişmek istemiyordu. Bunun için Esad’ı devirmek adına muhalifleri AKP aracılığı ile destekleyip, meseleyi “kılını dahi kıpırdatmadan” halletmek istedi. Zamanla gelişen olaylar Esad’ı devirmenin böylesi bir yolla olmayacağını gösterdiğinden, kendisi adına hareket edenlere moral vermek amacıyla “askeri müdahale” seçeneğinin “yalnızca kimyasal silah kullanılması” halinde kendileri açısından geçerli olacağını açıkladılar. Ancak kimyasal silah kullanıldığı (her ne kadar Esad tarafından mı yoksa muhalifler tarafından mı kullanıldığı belli olmasa da) takdirde bu seçeneğe başvuracaklarını açıklamalarına karşın, kimyasal silah kullanımının gerçekleşmesine rağmen askeri müdahalede bulunmadı daha doğrusu bulunamadılar.

İşte bu bocalama Rusya’ya ivme kazandırdı ve bir anda Rusya Suriye konusundaki krizi çözen baş aktör konumuna ulaştı. ABD’nin başlangıcından beri yürüttüğü politikaları çok iyi analiz eden Rusya ve Çin ikilisi zaten ABD’nin askeri müdahalede bulunmayacağını çözdüğünden, sonraki adımları akıllıca kurgulayıp diplomasi alanında büyük bir zafer ve imaj kazandılar. Buna paralel olarak ABD ise ciddi bir kayıp yaşadı.

İkinci mesele Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi’nin bütçe kesintilerini önlemek için Başkan Obama’nın sağlık alanındaki reformlarını erteleme çabalarının Senato tarafından boşa çıkarılması ile beraber, Kongre borç tavanı krizinde uzlaşamaması ile kendisini gösterdi. Ülkede 17 yıl aradan sonra devlet daireleri kapatılırken, yaklaşık 800 bin memur ücretsiz izne çıkarıldı. Bir zamanların güçlü, heybetli ve zengin ülkesi olarak kabul edilen ABD, artık kepenkleri kapatmak zorunda kalıyordu.

Krizin devam etmesiyle beraber ABD’nin iç kamuoyu tartışmalarının uluslar arası alana birçok yönü ile yansımaya başlaması son derece önemli bir imaj kaybına neden oldu. Artık herkes ABD’nin sanıldığı kadar güçlü olmadığını, kendi sorunlarını bile kendi içerisinde aşamadığı izlenimine kapıldı. Buda dünyadaki her meselede “ağabey” rolünü üstlenip sorunların çözümü ve çatışan tarafların hakemi olma rolünün artık daha fazla ABD tarafından yürütülemeyeceği izlenimini uyandırdı. Tek kutuplu dünya düzeninin merkezi olarak tanımlanan ancak kendi meselelerini dahi çözemeyen bir ülke nasıl olurda başka ülkelerin meselelerini çözebilirdi ki?

Üçüncü ve son gelişme ise ABD’nin uluslar arası alanda şuana kadar yediği en büyük darbe oldu. Avrupa ülkeleri dahil birçok ülkenin tepesindeki isimlere varıncaya kadar telefon görüşmelerini ve e-postalarını takip ettiği ortaya çıkan ABD’ye, en yakınında bulunan ülkeler dahi ciddi tepkiler göstermeye başladı. Özellikle bu alanda Almanya’nın ortaya koyduğu tepki en önemlilerindendi. Obama yönetimi dinlemeleri gerçekleştiren yapının ve çalışma sisteminin değiştirileceğini ifade etmesine rağmen tepkiler hala gelmeye devam ediyor. Bu mesele dost ve müttefik olarak kabul edilen ABD’nin aslında kimseyi gerçekte dost ve müttefik olarak algılamadığı yani güvenmediği imajını yaygınlaştırdı. Hadiselerin gelişme biçimine bakıldığında, bundan sonra da yeni krizlerin ve skandalların çıkması muhtemel görünüyor.

İşte bu gelişmeler ABD için ciddi bir imaj kaybı yarattı. Pek tabii küresel sistem içerisindeki mücadelede de ABD’ye ciddi kayıplar yaşattı. Şuanda her ülke gibi ABD’de bundan sonrasının planlarını yürütüyor. Yaşadıkları imaj kaybını nasıl aşacaklarını, artık istediklerini yapamayacaklarına dair diğer ülkeler nezdinde ki görüşü nasıl yeniden kendi lehlerine çevirebileceklerinin değerlendirmesini yapıyorlar.

Bana sorarsanız birkaç gündür ülke gündemimizde kendisine yer bulan ve AKP ile beraber Türkiye’yi konu alan, ABD’li birçok siyasetçinin ve bilim adamının bir araya gelerek oluşturdukları “Bipartisyan Policy” isimli kuruluşun raporunu da bu çerçevede değerlendirmek lazımdır. ABD bundan sonrası için planlar yapıyor ve bu planları yaparken pek tabi kendi öz eleştirisini de beraberinde getiriyor. Bu anlamda AKP’ye verdikleri desteği artık ortadan kaldırmaları gerektiğini düşünüyorlar. Hakkını teslim edelim, Fehmi Koru bu gerçeği anlamış, yeni bir Cüneyt Zapsu edasıyla, son yazılarında aslında “AKP’yi deliğe süpürmeyin, onu kullanmaya devam edin” mesajını vermeye çalışıyor.

Ama Türkiye üzerinde hesap yapanların unutmaması gereken birşey var. O da Türk Milleti’nin artık -kim olursa olsun- teslimiyetçilere kesinlikle yol vermeyeceğidir. Bu ister AKP, isterse bugünlerde ABD’nin yolunu tutmaya hazırlanan yeni CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu olsun önemli değil.

Şimdiki devir başka devir. Gayrı Türkiye’yi Türk Milleti’nin yönetme vakti geldi.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.