Asikurtlar©

Bilim, Dil, Kimlik ve Anayasa…

Bilim, Dil, Kimlik ve Anayasa…
18 Şubat 2016 - 10:22 'de eklendi ve 4066 kez görüntülendi.

Sosyal Bilim eğitimi verilen okullarda hep söylenir, “fakülte metot verir, her şeyi öğretmez; sonra sen kendinigeliştireceksin” diye…
Doğrudur, mesela dört yılda Tarihin bir kısmını bile doğru dürüst öğrenemezsiniz.
Bu yüzden benim fakülteden ve kısa bir süre çalıştığım akademiden damağımda kalan en unutulmaz lezzet, “metot”tur.
Bilimsel tarafsızlık, ahlaki sorumluluk ve referanslı yazıp-çizme zorunluluğu…
Benim tek şikâyetim, bu metodun fakültenin bahçe duvarlarını aşamaması ve “sokağa hâkim olamaması”ydı! Türkiye’de halka yol göstermesi gerekenakademi, daima halktan kopuktu!
“Bilim adamı objektif olacaktı, kaynaksız konuşmayacaktı, dürüst olacaktı!..” Amenna!..
Peki ama siyasetçi niye böyle olmayacaktı? Neden gazeteci, sansasyon hakkına sahipti? Neden televizyoncu, rating için cehaleti istismar edip “aaaz sonra!..” atraksiyonları yapıyordu?..
Bilim ve akademi, insanların gelişimi için kurulmamış mıydı?
Bugüne gelirsek, neden herkes internette canının istediği gibi, sorumsuzcasallayabiliyor? Sonra da pişkin pişkin sırıtıyordu?
Neden gençler, sosyal paylaşım ortamlarında, bir takım ekşi tatlı, inci, cici sözlüklerde birbiriyle argolarını yarıştırıyor. Devrik cümlelerle Türkçenin anasını ağlatıyordu?
Pek çok zararlı uğraş gibi ilk bakışta göze hoş gelen bu başıbozuk dil, bilimin tercih ettiği düz cümleli açık anlatımları, etkisiz ve anlamsız kılıyor.
Düzgün Türkçe ve bilimsel hassasiyet, akademinin bahçe duvarları içinde yaşatılan bir seçkin uğraşıhaline dönüşüyor.
Ondan sonra da “sözün hükmü” kalmıyor!
Bir yanda tez jürilerinin kılı kırk yaran titizliği,bir hatalı cümle yüzünden heyetten dönen tezler, yitirilen seneler, bir yandan zekânın masumkaçamağıgibi görülen buinternet dili…
İdareyle vatandaşın, hocayla öğrencinin, yetişkinle gencin, babayla evladın arasını açıyor. Ortak bir anlaşma dilinin oluşmasını engelliyor.
Güçlü bir ortak dilin tesis edilememesi, ciddiyetsizliği,sorumsuzluğu, aynı zamanda ideolojik terörü, siyasi çatışmayı, hatta etnik ayrışmayı, mezhepsel bölünmeyi bile tetikliyor.
Ondan sonra da bilimsel ciddiyetle hazırlanmış milli reçeteleri halka neden geçiremediğimizi birbirimize sorup duruyoruz.
Kelimelerin, kavramların için boşalmış, ne kadar anlatsanız, insanların bir kulağından girip, öbür kulağından çıkıyor.
Akademik metot, yani bilimsel sorumluluk içinde hareket etme, analizlerini mantığa ve bilimsel referanslara dayandırma, ideolojiden, etnisiteden, mezhepten hatta dini mensubiyetten bağımsız konuşma, bilim adamını “bilir kişi” yapan özelliklerdir.
Bilim adamının parayla satın alınamamasından başka bir de “ideoloji zehirlenmesi” yaşamaması gerekir.
Ortak dil ise eğitim yoluyla verilir.
Güçlü devletler, orduları kalabalık, silahları çok olan devletler değildir. Güçlü devletler, eğitim sistemleri güçlü olan devletlerdir. Bu yüzden mesela askeri gücüyle birkaç yıl önce İran’a kafa tutabilen Irak, etkili bir saldırı karşısında dağılırken iki dünya savaşı gören Almanya parçalarını birleştirmeyi başarabilmiştir.
Almanya’yı güçlü kılan ortak bir “Almanlık” şuuru veren eğitim sistemidir.
İngiliz manda siyaseti, Bağdat, Basra ve Musul adlı üç Osmanlı vilayetinden bir devlet kurmuştur ama BAAS partisi, “Iraklılık” diye bir kimlik tesis edememiştir.
Benzer problemler Suriye için de geçerlidir.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı etnik sorunların da siyasi kumpasların da ideolojik ve mezhepsel kırılma tehditlerin de arkasında eğitim sistemimizin ortak bir “Türklük şuuru” verememesi yatmaktadır.
AKP yöneticileri de dâhil olmak üzere pek çok ezberci aydın, yeni bir anayasa yapmakla iç barışın kalıcı olarak tesis edileceğine inanmaktadır.
Oysa bu tarihi eksikliğin giderilememesi halinde ortaya çıkacak sonucun 1876 anayasasıyla içine düşülen durumdan bir farkı olmayacaktır.
Türk Milliyetçilerini, gerek yeni anayasaya konusunda gerekse milli birlik beraberlik, barış ve huzurun kalıcılığı konusunda diğer gruplardan ayıran ince çizgi de işte burasıdır.
Etnik grupların, mezheplerin, ideolojik grupların iktidar olabilmek, olamıyorsa masayı devirmek ve çekip gitmek için fırsat kolladığı bir ülkede iç barışı; bu gruplara hürriyet ve serbestlik veren anayasal düzenlemelerle tesis edemezsiniz.
Önce bütün vatandaşların ortak bir kimlikte anlaşmış olması, anayasayla kurulan ve tanzim edilen devlete kesin mensubiyet duygusu beslemesi gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti için bu kimliğin adı “Türk kimliği”dir.
Bu kimliği, ister ırk, ister kültür, ister siyasi üst kimlik, isterse milli takım taraftarlığı olsun; herkesin kabullenmiş olması gerekir.
Anayasayla birlik sağlamak, ondan sonraki iştir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER