Asikurtlar©

3 Mayıs Birlik ve Disiplin Üzerine…

3 Mayıs Birlik ve Disiplin Üzerine…
05 Mayıs 2016 - 11:42 'de eklendi ve 4158 kez görüntülendi.

 

 

“En büyük ırk Türk’ün ırkı; Çin sarayını bastı kırkı!..” Tekerlemesiyle özetlenen Kürşad destanı, kolektif hafızamızı kuşatan ve bize yön veren büyük kahramanlık olaylarından biridir.
Allah, bize hep böyle kahramanlar nasip etsin diyeceğiz ama nafile… Çünkü Kürşat destanı da İstiklal Marşı gibi “bir daha yazılmaması için dua ettiğimiz” esaret günlerinin hatırasıdır.
552’de Avarlara isyan ederek il tutan Göktürkler, 630’da güçlerini kaybederek Çinlilere yenilmiş ve

Aşına boyuna mensup Şadlar ve Teginler (prensler) mankurt yapılmak üzere Çin’e götürülmüşlerdi.
681’de Kutluk (II. Göktürk) Devleti’nin kurulmasına yani Kutluk Şad’ın il tutarak “İlteriş Kağan” unvanını almasına kadar geçen 50 yıllık zaman içinde birçok isyan yaşanmıştı.
Kürşad isyanı, bunlardan biridir.
İçinden Milliyetçiliği tahrik eden, motivasyon değeri yüksek edici edebi metinler çıkarabileceğimiz bir tarihe sahip olmakla övünebiliriz. Ancak Tarih, bir gerçeklerden kaçış havzası, bir sahte cennet değildir.

Sadece iftihar edilecek kahramanlara bakarak elde edilecek bir tarih bilincinin bizi başarıya götürmeyeceği de bellidir.
Mesela gençler Kürşad’ı öğrenirken, orta yaşlılar da “neden Çinlilere esir düştüğümüzü” araştırmalıdır!
Esir düşmüşüzdür, çünkü boylar birliği bozulmuştur. Boylar birliği neden bozulmuştur? Çünkü kağanın ordusu, birliği koruyamaz duruma düşmüştür.
Neden böyle olmuştur, çünkü yeni gelen kağan, boylar birliğini sağlayan dedesi gibi “kut” sahibi olamamıştır. Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtlarında ifade ettiği gibi “Kötü kağan” olmuştur.

Yani bizim başımız dik olarak anlatabileceğimiz tarihimizi, kut (karizmatik siyasi yeterlilik) sahibi olduğu için “iyi ordu kurabilen hükümdarlar” yapmıştır.
Türk Milletinin “tarih yapan” en büyük meziyeti, askeri disipline olan yatkınlığıdır. Bu disiplin bozulduğu zaman Türkler savaş kaybetmekte, birbirine düşmekte, esir düşmekte ve katledilmektedir.
Cihanşümul siyasi iddia sahibi bir millet için bunlar sürpriz değildir.

Evet Türkler, farklı ve bir çok bakımdan rakiplerine oranla üstündür. Tarih, bize bunu göstermektedir. Ancak Türklerin başarısını, doğuştan gelen biyolojik özelliklere bağlamanın ve bununla yetinmenin telafisi mümkün olmayan zararları vardır.
Yani “Türk’üz ya… Uğraşmasak da, birlik olmasak da kendimizi yetiştirmesek de dünyaya yeteriz” düşüncesi, “yaşanan gerçeklik”le çelişmektedir.
Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren Tarih’te Türk’ü başarıya götüren ve başarısız kılan örnekleri incelemiş, “merkeziyetçi bir disiplin”de karar kılarak gerektiğinde kardeşini bile siyaset gereği katletmiş; ama birlikten taviz vermemiştir.

Türk devletlerinin ortalama ömrü 110 yıl iken 623 yıl yaşayabilmesinin sebebi, “Osmanlı tokadı”yla sembolleşen “disiplin”dir.
Türklük bir davranış biçimi gerektirir ve bu biçimlenme, eğitimle, kültürle temin edilir.
Tarihin her devrinde Türklerin bir kısmı bugünküne benzer zayıflıklar ve disiplin bozuklukları göstermiştir. Bütün Türklerin asil ve savaşçı olduğuna dair bir iddiamız olamaz.
“Delikanlılar”ın Çanakkale’den dönmemiş olması, yani üç-dört nesil önce verilen yetişmiş insan gücü kayıpları da Türk kalite ortalamasında bir düşüş meydana getirmiştir.
Eğitim ve bireysel kariyerle milli kolektivist tavrın yani milliyetçiliğin ters orantılı olması da eğitim sistemimizden kaynaklanan bir paradokstur.

Topluca Kürşat, hep birlikte kahraman, cümleten âlim ve sanatkâr değiliz. Türk’teki kalıtsal yeteneğin, gelişip, kolektif bir yiğitliğe dönüşmesi için sağlam bir devlet idaresi gerekir.
Bu tarihi ihtiyaç, Kürşat destanıyla hafızalara kazınan 3 Mayıs 1944 isyanının 1969’da Milliyetçi Hareket’e dönüşmesinin de sebebidir.
200 yıl boyunca savaş kaybetmiş; fiziksel ve kültürel açıdan yetersiz bir toplumda özgüven kolektivizmine dayalı bir Milliyetçiliğin yaygınlaşması, son derecede güçtür. Bu meselenin farkına ilk varanlardan biri, Milliyetçiliği siyasetin merkezine alan Mustafa Kemal Paşa olmuştur.

Sonraki gayri milli kültürlenmeye, ideolojik sapmaya isyan eden Nihal Atsız’ın ve bu isyandan kalıcı bir siyasi güç üreten Alparslan Türkeş’in tarihteki yeri bu yüzden önemlidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, diğer partilerle birlikte Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununa göre seçimlere girip çıkan sıradan bir parti değildir.

Türk Tarihinin binlerce yıllık tecrübelerinden süzülüp gelen bir ideolojik gönül hareketidir.
3 Mayıs 1944 ve sonrasında yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisi olan Milliyetçiliğin, Milli tarih şuurundan ve Ülküsünden yoksun memurların elinde ne hallere düşebileceğini göstermiş olması bakımından da önemlidir.
3 Mayıs ruhu, entelektüel atraksiyonlarla değil “birlik ve disiplin” içinde muhafaza edilmelidir.
Çünkü Tarihte Türk’ü zafere götüren tılsım “birlik ve disiplin”dir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER