SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

2014 karar yılı

Bu haber 01 Ocak 2014 - 9:51 'de eklendi ve 14 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

İlk gününü yaşadığımız 2014 yılı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli geçiş süreci olmaya adaydır. Zira ülkenin varlığı ve birliği hiç bu kadar ağır bir tehdit altında kalmamıştı. Bu tehdidin sona ermesi ve Türkiye’nin yeniden düze çıkıp yoluna devam edebilmesi için tarihi bir viraja girmiş durumdayız. Şu saatten itibaren söylenecek ve yapılacak her şey, doğrudan doğruya seçime yöneliktir. İktidar gücünü elinde bulunduranlar yine her imkanı son sınırına kadar kullanarak Türk milletini uyuşturup, yalanı, talanı ve ihaneti unutturarak aradan sıyrılmaya çalışacaklardır. Her ne şekilde olursa olsun bu oyun bozulmalı, bu karanlık döneme son verilmelidir. Bunu yapmak her Türk vatandaşı için bir vatan görevi haline gelmiştir. Aksi halde olacaklardan şikayetçi olmak kimsenin hakkı olmayacağı gibi, son pişmanlık da fayda etmeyecektir.

Ayakkabı kutularından talan fışkırıyor

Türk milleti AKP’ye üçüncü defa tek başına iktidar vererek intihar etmiştir. Geldiğimiz nokta ortadadır. Gerilmiş, ayrışmış, ümidimizi ve heyecanımızı yitirmiş, bölünme noktasına sürüklenmiş durumdayız. İhanet her yanı sarmış, sınırlar çizilmiş ve bizzat başbakan tarafından ihanetin adı bile konulmuştur. Yalan değişmez ve geçerli bir politika haline gelmiş, talan ayakkabı kutularından fışkırmış, ülkenin itibarı ayaklar altına alınmıştır. Bu noktaya AKP’nin yanlı, yanmış, teslimiyetçi, duruma göre vaziyet alan ve kendi menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan politikaları sonucu gelinmiştir. Bunun böyle olacağı, önceki dönemlerde belli olduğu halde, Türk milletinin bir defa daha iktidar vermesi intihardan başka neyle izah edilebilir?

Referandumun acı sonucu

Bu noktada çok hayati bir noktanın altını çizmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü karanlığı yaşamasının altında 2010 referandumu vardır. Bu referandumla Cumhuriyeti dönüştürmüş ve ele geçirmişlerdir. Bunu şimdi kendileri itiraf ediyorlar. İki dilin fiili olarak hayata geçirilmesi, iki bayrak talepleri, iki ordu kurma gayretleri ve son olarak iki millet oluşturup bölünmeye gitme operasyonlarının altında hep 12 Eylül referandumu vardır. Bütün bu ihanet süreci “evet” kararından sonra hız kazanmıştır. O referandum öncesinde Türk milletinin “bu ülke bölünsün mü, bölünmesin mi?” kararı vereceğini gücümüzün yettiği kadar anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki, yeteri kadar anlatamadık ve “evet” kararının nelere yol açtığını içimiz sızlayarak görüyoruz. Ancak, kendi menfaatleri açısından ortaya çıkan bazı eksikler gördükleri ve bununla da yetinmedikleri anlaşılıyor. Danıştay’ın yapısını değiştirecek düzenleme bunun için komisyondan geçirilmiş, HSYK bu yüzden hedefe konulmuştur. 2010 referandumunda yanlış yaptıklarını bizzat başbakan söylemiştir. Bu sözle kastedilen ele geçirmenin eksik kalmış olmasıdır. İmkan ve fırsat bulmaları durumunda yasama ve yürütmeden sonra yargıyı da tamamen kontrollerine almak istediklerini meydanlarda büyük bir pişkinlikle ilan etmektedirler.

Zor bir yıla girdik

Zor ve sıkıntılı geçeceği kesin olan bir yıla başladık. Zorlukların kaynağı, sıkıntıların sebebi yıllardır katlanarak gelen yanlışlardır. Bu yanlışların daha fazla sürdürülemeyeceği ve artık bir patlama noktasına ulaştığı, aklı eren, gözü gören, ülke ve dünya gerçeklerinden haberi olan herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçektir. Nitekim, ekonomiden dış politikaya, terörden günlük gelişmelere kadar her alanda ağır bedeller ödemeye başladık. Ümidi kırılmış, birlik ve bütünlüğü dinamitlenmiş, cephelere ayrılmış, etrafı kuşatılmış, yalan, talan ve ihanetin girdabında debelenen bir durumdayız. İçeride ve dışarıda birbirine paralel bir süreç götürülüyor. Ülkenin varlığı ağır tehdit altında. Milli devlet, üniter yapı bilinçli bir şekilde yok ediliyor. Ay yıldızlı bayrağın yanına, hatta onun yerine başka paçavralar asılıyor. “Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” ilkesi sadece kağıt üzerinde kaldı. Tek kural, tek ölçü AKP’nin varlığı ve menfaatleri.

Dışarıdaki vahamet

İçeride durum böyle de, dışarısı çok mu farklı? Sıfır sorun parolası ile çıkılan yolda komşularımızın hemen hemen tümüyle kavgalı hale geldik. Güçler dengesi istisnasız her alanda, ama özellikle Ortadoğu’da Türkiye’nin aleyhine gelişti. Akdeniz’deki varlığımız ciddi biçimde tehlikeye düştü. BOP ve ABD’nin menfaatlerini önceliğine alan politikalar, Suriye, İran ve bu süreçten rahatsız olan ülkeler örneğinde olduğu gibi yeni düşmanlar üretmekle kalmadı, yeni dengeler de ortaya çıkardı. İran bölgedeki etkinliği daha da arttı. Türkiye bütün dünyada, özellikle kendi bölgesinde büyük bir yalnızlığın içine gömüldü. İçi boş övünmeler, kendi kendimize ilan ettiğimiz, ancak hiç kimsenin itibar göstermediği roller, ne yazık ki alay konusu oluyor. AKP’yi fırsat sayanlar, Türkiye üzerindeki baskılarını daha da arttırıyorlar. Görünen tek şey, kaybeden, zarar gören, dışlanan tek ülkenin Türkiye olduğu gerçeğidir.

İsrail ve Rumlar memnun

Davos tiyatrosunun ne sonuçlar doğurduğunu, bu süreçte neler söylendiğini, ama ne yapıldığını ibretle izledik. İsrail, Arap baharı ile taçlandırılan bu tiyatro sayesinde bütün yüklerinden, üzerindeki bütün tehditlerden kurtuldu. Tarihinde hiç olmadığı kadar rahat ve güvende. Hala bu tiyatroyu sürdürüyor ve milletin buna inanmasını bekliyorlar. İsrail’e özür diletecektik. Akdeniz’de seyrüsefer güvenliği sağlayacaktık. Rumların kendi başlarına petrol aramalarına izin vermeyecek ve ağırlık koyacaktık. Bugün Rumlar İsrail’le iş birliği içinde Akdeniz’i babalarının çiftliği gibi kullanıyorlar ve biz sadece seyrediyoruz.

Sandığın hayati önemi

Artık bir seçim senesine giriyoruz. 3 ay sonra mahalli genel seçimler yapılacaktır. Artık intihardan dönmenin, son bir müdahale ile hayatta kalmanın tam zamanıdır. Eğer bu fırsat doğru kullanılmaz ve AKP’ye sandıkta haddi bildirilmezse durum intiharın çok ötesine geçecektir. Bunu görmek ve anlamak için kahin olmak gerekmiyor. Zaten kendileri söylüyor, kendileri ne yapacaklarını gösteriyorlar. İhanete yasal ve Anayasal bir zemin kazandıracak, yargıda ve adli kurumlarda yapacakları düzenlemelerle yalanı ve talanı dokunulmaz hale getirecek, kendilerinden olmayana hiçbir şekilde hayat hakkı tanımayacak ve zaten bir ateş çemberinde olan ülkeyi yaşanmaz hale dönüştüreceklerdir.

Tarihi fırsat

2014’ün seçim senesi olması bu millet için tarihi bir fırsattır. Meselelere Türkiye merceği ile bakan, Türk milletinin varlığını, birliğini, kardeşliğini ve geleceğini önceliğine alan, küresel aktörlerin figüranı olmak yerine milli devleti esas alan bir anlayış bütün bu olumsuzlukları kısa zamanda ortadan kaldırır ve her şeyi tekrar rayına oturtur.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.