SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Miras

KÖŞE YAZILARI

Talihsiz Tarihsizlik

KÖŞE YAZILARI

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

Gündem Yazıları

19 Mayıs ve 3 sandık

Bu haber 20 Mayıs 2013 - 11:45 'de eklendi ve 24 kez görüntülendi.

Orhan Karataş
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ve varlığının sembolü olan bir milli günü, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı geride bıraktık. Bu bayram bize AKP’nin 11 yılının Türk milleti için nelere mal olduğunu bir defa daha acı biçimde gösterdi. Milleti bir arada tutan, birlik ve beraberliğin sembolü olan, coşku ve heyecanı artıran değerlerin içinin nasıl boşaltıldığını, anlamsız ve önemsiz hale dönüştürüldüğünü, milli olan her şeye amansız bir savaş açıldığını ve bu yolda ne kadar mesafe alındığını içimiz sızlayarak izledik.

Sıradan ve sönük kutlamalar

23 Nisan kutlamalarında hastalanan, fakat aynı gün içinde bindirilmiş kıtalar karşısında coşan sayın başbakan, 19 Mayıs’ı da ABD yollarında geçirdi. Gerisi zaten bu anlayışa, bu yaklaşıma ve bu icraata uygun oluyor. Yöneten ve karar verenler başbakanın sözlerine, hareketlerine ve zihniyetine göre vaziyet almakla kalmıyor, kendilerini gösterebilmek için çoğu zaman birkaç adım da ileri gidiyorlar. Milli bayram anlayışı önemsizleştirmek ve ortadan kaldırmak üzerine bina edilip, şekil şartları da “bir bahane bulup uzak durmak” olarak gerçekleşince, gerisi kendiliğinden geliyor. AKP öncesinde gençliğin ve okulların aylarca heyecanla ve titizlikle hazırlandıkları, özel ve güzel bir gün olarak kutlanan, milli heyecanın, birlik ve beraberliğin zirve yaptığı bu güzel bayram, ne yazık ki sıradan, sönük ve anlamsız bir hale dönüşüyor.

Bütün milli değerler dinamitlendi

19 Mayıs en küçük beldeden, en büyük ile kadar Türkiye’nin her yerinde Türk milletini bütünüyle kucaklayan, bir araya getiren, ortak duygunun, kaynaşmanın, sahiplenmenin zirve yaptığı günler olarak bilinir ve yaşanırdı. AKP geldi, her şey tersine döndü. Bu milleti bir arada tutan, bu ülkenin varlığının ve devamının teminatı olan her değer gibi, milli bayramlar da dinamitlendi. Bugün artık Türk olmak, Türküm demek, Türkiye Cumhuriyeti, Türk bayrağı gibi milli değerleri sahiplenmek ve savunmak, Atatürk’ü anmak neredeyse suç teşkil etmektedir. Bir takım kanı bozuklar, bu değerlere açık ve amansız şekilde savaş açmışlar ve bu cüretleriyle birlikte siyasette ve medyada yer ve imkan bulmuşlardır. Hatta en çok sesi çıkanlar bunlardır. Bölen, ayrıştıran, çatıştıran, lime lime eden ve yıkan unsurlar değer ve önem kazanmış, gündem belirlemiş ve yer tutmuşlardır.

Her şey planlı

Bu duruma gelinmesi asla tesadüf değildir. Türkiyelilik safsatalarının, 36’ya bölme gayretlerinin, “ne mutlu Türküm diyene” rahatsızlığının, tesadüf olmadığı bugün çok daha net biçimde ortaya çıkmıştır. Her şey planlıdır ve belli bir hedefe yöneliktir. O hedefin ne olduğunu Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum göstermektedir. 63 aklı karışık adamın gittikleri yerde neler anlattıklarını, bu millete neyi hazmettirmeye çalıştıklarını ibretle izliyoruz. Onun içindir ki, Türkiye bugün İmralı canisi ve kandilli sürüngenlerin insaf ve inisiyatifine kalmıştır. Onun içindir ki, Türkiye bugün tarihinin en zor ve karanlık dönemini yaşamaktadır. Onun içindir ki, Türkiye bugün bölünmenin eşiğine kadar getirilmiştir ve adının konulması için sinsi ve amansız bir süreç yürütülmektedir.

Birbirlerini tamamlıyorlar

Sayın başbakan ABD’den bakarak 2014’de neleri hedeflediğini açıklarken arka arkaya 3 seçimden bahsetmiştir. Bu değerlendirme tespitlerimizin ne kadar doğru ve haklı olduğunun ispatıdır. Nasıl da birbirlerini tamamlıyor, nasıl da işbirliği yapıyorlar. Dağdaki katiller zemin hazırlıyor, iktidar gereğini yapıyor. İmralı canisi de, kandilli sürüngen de, siyasi uzantıları da çekilme tiyatrosunun devam edebilmesi için hükümetin adım atması gerektiğini ısrarla beyan etmekte ve bunu bir tehdide bağlamaktadırlar. Hükümetten beklenen adım, İmralı canisinin affıyla birlikte, federasyona gidecek Anayasal düzenlemelerin yapılması ve dağdaki eli kanlı katillere meydan ve imkan sağlanmasıdır. Peki, sayın başbakanın arka arkaya 3 seçim sözünün altında yatan tam da bu değil midir? Mahalli seçimler her şartta yapılacaktır. Sayın başbakan kendi anayasalarını meclise getirip, 330’u bulmaları durumunda referanduma gitmekten bahsetmektedir ki, ikinci sandık budur ve tamamen BDP ile yapılacak işbirliğine göre bu mümkündür. Bu referandum gerçekleşirse, sonucu ne olursa olsun üçüncü sandık ya cumhurbaşkanı veya başkanlık seçimi için konulacaktır.

Ver başkanlığı, al özerkliği

Her ne olursa olsun, mutlaka meclise getirilmek istenen ve imkan bulunması durumunda referanduma götürüleceği açıklanan AKP anayasası tam da PKK’nın taleplerinin karşılanmasıdır. Başkanlık sistemi zaten eyalet sistemidir. Kaldı ki, büyük şehir kurma bahanesiyle zaten bu sistemin alt yapısını hazırlamışlardır. Bütün mesele adının konulması ve sınırların çizilmesindedir. Bu arada sayın başbakanın özel hesabı da başkan olarak, tek ve değişmez otorite haline gelmektir ki, böylece AKP-PKK ortaklığında herkes kendi payına düşeni almış olacaktır. Sayın Devlet Bahçeli, bu durumu “ver başkanlığı, al özerkliği” olarak özetlemişti.

İp milletin boynunda

Görüldüğü gibi son derece sistemli ve kararlı hareket etmektedirler. Her gelişmenin altında mutlaka bir hesap yatmaktadır. Zeminin uygun hale getirildiğini ve son darbeyi vurmak için artık zamanının geldiğini düşündükleri ve harekete geçecekleri anlaşılıyor. 19 Mayıs 1919 bu milletin yeniden silkinip kendine dönmesinin, Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolun adıdır. 19 Mayıs 2023’de ise bu Cumhuriyeti yıkmak için yapılan planlar ilan edilmiştir. Bu oyunu bozmak ve bu gidişi durdurmak bir mecburiyettir. Türk milleti bunu yapmak zorundadır. Önüne konulacak sandık, bir siyasi tercihi değil, kendi varlığını ve geleceğini belirleyecektir. Ya boynuna geçirilen ipi söküp atacak veya idam sehpasına tekme vurulmasına onay verecektir. Bu kadar kesin, bu kadar nettir.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.