Asikurtlar©

15 Temmuz’da II. Kurtuluş Savaşı başlamıştır

15 Temmuz’da II. Kurtuluş Savaşı başlamıştır
06 Ağustos 2016 - 0:00 'de eklendi ve 4854 kez görüntülendi.

(Ağbimin cenazesinden dün döndüm, Trabzon bildiğiniz Trabzon, dönüşte, hostese bir yastık var mı dedim, başımı cama verip yarı uyku haline geçip dinleneyim, dedim, nerde? Yanımda oturmuş kırk yaşlarında iki hemşerim aralarında konuşuyorlar, buyurun:

-La sen uçaktan korkay misun?

Cevap: Niye korkayim, uçağın sahibi ben değilum ki…

-Ula senin yabanci dilin var mi?

Cevap: hangisini soraysin?

(Ellerinde gazete, Trabzon’da önceki günkü jet ski kazası haberi okunuyor, Akçabaat sahilinde iki jet ski birbiriyle çarpıştı bir Trabzonsporlu yönetici de ölmüştü. )

Aralarında bu olayı yorumluyorlar:

-Ula bu jet ski’yi satan firmanın .mına koyayim, akıl var mi bunlarda, koskoca Trabzon’da iki tane je tski var ikisi de Akçabaat’ta ikisi de birbiriyle çarpışıyor.

-La doğri diysin, Trabzon’a jet ski satacaksın niye ikisini de Akçabaat’a sataysın, birisini Trabzon’un girişi Vakfıkebir’e sat ikincisini (Trabzon’un en uçtaki kazası) git Of’a sat.

-La gardaşım jet ski hızlı gitmey mi, hızlı gidiyse e illaki öbürüne çarpacak.

-E senin firma diye beynini .kiyim hızlı giden iki şeyi aynı sahile niye koyaysin, ula uşugum burası Trabzon, burada herkes hızlı gidiy herkes çarpışıy, beynini .iktiğumun firması tedbirini alsana…

Ağır bir matem içinde geldim yine gülerek ayrıldım, Trabzon, yetiştirdiğin bu yazar çocuk da çok hızlı gidiy çok çarpişiy ve seni çok ama çok seviyor…)

15 TEMMUZ KURTULUŞ SAVAŞI’NIN DEVAMIDIR

Yazımıza girelim.

15 Temmuz Kurtuluş Savaşı’nın devamıdır ve yeni başlamıştır.

II. Kurtuluş Savaşı’nın (15 Temmuz’u) tarih yazımı için ön alalım ve II. Kurtuluş Savaşı’nın yazım planını çıkartalım.

(15 Temmuz) II. Kurtuluş Savaşı 8 (sekiz) sene sürmüştür.

Tarih yazımı önce ‘sızma’ başlığıyla konuya girer ve sızma’nın tarihi verilir.

İkinci başlık: ‘medyanın ve bürokrasinin gizlice ele geçirilmesi ve etkisizleştirilmesi’dir, mesela ikinci başlığın bir alt başlığı, batı güdümünde liberaller ve sivil kurumların yoğun baskısı işlenir.

Üçüncü başlık: ‘Fiili tasfiye’ sürecidir. Deniz harp kara kuvvet komutanlıklarının davaları ve tutuklanma süreçleri ve muhalif yazarlar ve medyanın susturulması anlatılır.

Tasfiye sürecinin alt başlıkları şunlardır. Balyoz ve Ergenekon ve Odatv operasyonları başlığıyla sunulur, savcı Ferhat Sarıkaya’nın itirafları ayrı bir muharebe, Balyoz ayrı bir muharebe, Ergenekon vs. ayrı bir muhabere vs. ve Baykal kaseti ayrı muhabere.

Derken 17-25 Aralık apayrı bir ‘muharebe’ olarak işlenir.

Her muharebede taraflar-muhalifler-karşı çıkanlar-sahip çıkan kurumlar ve isimler ayrı ayrı konumlandırılıp işlenir.

Ve sondan bir önceki başlık: ‘Fiili İşgal’ başlığı taşır ve halkın püskürtmesiyle sona erer.

Son başlık: Ordu içinde işgale karşı çıkan kahraman subaylar, halkın işgale karşı savaşı, Akıncılar Üssünü basan Kazanlılar, Köprü direnişi, Genelkurmay önü, Kızılay ve Vatan Caddesi vs. gibi başlıklar taşır… Ve halkın direnişinde medyanın ele geçirilmesi ve direnişi yazılır.

Başlayalım.

Bir insan diğer insanın yüzüne baktıkça onun yüz ifadelerini taklit eder, uzun yıllar birlikte yaşayan çiftlerin yüz kırışıkları dahi aynı yerlerden açılır birbirine benzer. Dinlediğiniz insan gülüyorsa yüz hatlarınız güler, dinlediğiniz adam ağlıyorsa yüz hatlarınız ağlamaklı bir ifade taşır. Bilim insanları yüzümüzün baktığı yüzü niçin taklit ettiğini şöyle açıklar: Karşısındakinin niyetini dahi iyi anlaması için karşısındakinin ruh halini taklit eder.

Mesela bu deneyi Fetö üyeleri için yapalım, çünkü onlar bu süreçlerde bizim yüzümüzdeki ifadeleri hiç merak etmediler. Aksine bu süreçlerin hepsinde botokslu bir yüz ifadesiyle kayıtsız kaldılar.

Bir sinemada seyircilerin yüzlerine bakın, seyrettikleri filmin etkisindedir, filmin heyecanı acısı korkusu yüzlerinden okunur.

Aynı sinemada bir de Fetöcülerin suratlarına bakalım, filmde hangi aksiyon acı korku dehşet yaşanırsa yaşansın yüz ifadeleri hiç değişmez.

Kardeşlerim, sekiz yıl süren işgal savaşı sürecinde, Fetöcü yazarların, ekranların ve liberallerin yüz ifadeleri hep aynıydı, kayıtsızdı.

Büyük sorun şurdaydı, bu kayıtsız yüz ifadesi bulaşıcı şekilde ekranların ve iktidar siyasetçilerinin ve geniş kitlelerin de ‘yüz ifadesi’ oluverdi. Bizlerin acısı korku dolu yüz ifadelerine geniş kitleler ortak olmadı.

Mesela hapiste uzun yıllar tecrit edilmiş hücrelerde kalan insanların yaşadıkları yalnızlık hikayelerini hatırlayalım.

Bolca okumuşsunuzdur, hiç kimseyi görmeden hücresinde insanı delirten yalnızlıklar.

Bir insan ne kadar yalnız kalırsa kalsın bu dünyada yaşıyordur, yani yalnızlık içindedir ama bu dünyada başkalarının da yaşadığını görür, hücre yalnızlığı böyle değildir, oradaki yalnızlık içinde bu dünyada yaşayan başka insanlar göremezler.

Şayet bu dünyada başkaları sizi görmez sizin ifadelerinize, konuşmanıza hareketlerinize hiç yokmuşsunuz gibi davranırsa, bu sizi ‘delirtir’.

Artık hücrenizdeki toz parçalarına ve tahta kurularına insanmış gibi davranmaya onlarla insanmış gibi konuşmaya başlarsınız ve hatta o yaratıkları taklit etmeye yani delirmeye başlarsınız.

Basın ekranlar Fetöcüler ve liberaller kayıtsız suratlarla botokslandı ve hücremizde yedi yıl tecrit yaşadık.

Şöyle oldu, düşünün arkadaşlarla bahçede voleybol oynuyorsunuz, oyun boyunca size top atan yok, hiç yok. Size ‘görünen bir varlık gibi’ kimse davranmıyor.

Sadece bize değil başka oyunculara da topu hiç atmıyorlar, sonunda voleybol cemaat ve AKP ikisi arasında oynanmaya başlıyor ve bundan çok mutlular.

Ve sonra aralarında bu son iki aktör de birbirlerine top atmamaya başlıyor ve film kopuyor.

Ve yüzlerdeki ifadeler 17 25 aralıktan sonra değişmeye başladı.

Dikkat edin bizi bombalayarak öldüren güç bize hiç acımadı, bizim yoksul köylerimizden dersanelere toplanan beyni yıkanmış çocuklar ‘bizleri hiç görmediler’ ve sızdıkları etkili oldukları ekran ve mahkemelerde ‘bizler hiç yokmuşuz’ gibi davrandılar, dilekçelerimizi görmediler, şikayetlerimizi ciddiye almadılar, yüzlerce yasal ihbara, askeriye dahi karşılık vermedi, vs.

Kardeşlerim bu donuk renksiz yüz ifadesi sıradan bir vurdumduymazlık umursamazlık değildir, bu kasıtlı bir savaş ve yok etme planıdır.

Bakın, Avrupa’da Boşnak müslüman halkı gırtlağından kesip boğazlayan Sırplar’ı hatırlayın, Avrupalılar bu katliamları neden görmediler?

Oysa II. Dünya Savaşı’ndan Avrupa ve insanlık çok büyük ders çıkartmıştı, buna rağmen Boşnak soykırımına seyirci kalması, Avrupa’nın ‘sessizliğini’ kasıtla sürdürmesi, bu büyük facianın baş sorumlusu olarak tarihe geçmiştir, savaş ve yok etme planının bir parçası olarak.

15 Temmuz gecesi bizi katletmek yok etmek için mehdilerine yemin edenler ‘tek başlarına’ değildiler, mehdiye yemin edenleri tanıyan koruyan kollayan liberallerinden CIA’sına derin yapılar vardı, dünden bugüne hepsi aynı soğuk suratı taşıyor.

15 temmuz acımasız gerçeğine ve milyonlarca kanıta rağmen Batılılar hala eveliyor geveliyor ve hala Türkiye’yi Nato’dan çıkartmak ekonomisini zayıflatmak gibi meydan okumayı sürdürüyor ve bu topraklardaki işgal savaşına hala seslerini çıkartmıyor renk vermiyorlar.

Mehdiye yemin edenlerin bizi tanımayan bizi yok eden kinleriyle Batılılar’ın tarihsel kinleri nasıl buluşup kaynaştı örtüştü?

Binlerce yıl öncesinden Avrupa’yı istila eden Türkler’e karşı Batı’da oluşan tarihi yargılarla baş başayız.

15 temmuz gecesi bizi bombalayan savaş uçağı ve helikopterlerin bir ‘aklı’ bir ‘hedefi’ ve çok uzun süren bir ‘tarihi’ vardı.

‘Tarihten silinmeli, yok edilmeli’, tıpkı Kurtuluş Savaşı günlerindeki gibi bir maksatları hedefleri vardı.

15 Temmuz gecesi tepemizde dolaşan savaş uçaklarının ve sokaklarımızdaki tankların gaddarlığını bir türlü açıklayamayışımızın sebebi budur.

Bu gaddarlık, bizi görmek bizi anlamak bizi insan yerine koymak istemeyen Batı tarihinin önyargılarıyla oluştu.

Batı’nın bunca evrensel kurumuna rağmen bir türlü kurtulamadığı o derin tarihsel nefretiyle karşı karşıyayız.

15 Temmuz gecesi Türk devleti ve halkına yapılan saldırıların Batı’dan bir türlü görülmemesi ve seyirci kalınmasının, başka bir izahı yoktur.

Batının acımadan vahşice Libya’yı Suriye’yi Irak’ı ve Afganistan’ı coğrafyadan silmesi tesadüfü değildir.

Şüphesiz hiç birimiz gözü kararmış manyak Batı düşmanı değiliz, çünkü iki ve çok farklı Batı vardır, evrensel hukuka ve kardeşliğe inanmış uygarlık yolunda bir Batı’nın olduğu muhakkaktır, ancak, savaş makinelerine tertiplere ajanlara işgaller ve darbelere çok güvenen bir Batı’nın, siyaseten hem iktidarda hem de savaş halinde olduğu aşikar bir gerçektir.

DİRENMEYİ ÖĞRENMİŞ HALK ÖLÜMSÜZDÜR

15 temmuz gecesi II. Kurtuluş Savaşı’nda gördük ki vahşi Batı savaş makineleri ve ajanları ve adamlarıyla yüz yıl öncesinin aynı savaş planıyla ülkemize saldırmıştır.

Kendi yoksul köylerimizden topladığı çocukların suratlarını kendi suratlarına benzetmeyi başarmıştır, kendi aydınlarımızın halkımıza ülkemize bakışını, kendi bakışları gibi robotlaştırmayı askerleştirmeyi acımasızlaştırmayı başarmıştır.

Cemaatlerin devşirdiği kendi çocuklarımızı ve bu ülkenin liberal aydınlarına kendileri gibi olup bitene ‘seyirci kalmayı’, ülkemizin ordusunu ve emniyetini darmadağın etmeyi başarmıştır.

Yüzlerindeki ifade vahşi batının kayıtsız ifadesidir, eleştirileri entelektüel değil bir yıpratma dağıtma savaş planının en büyük parçası gibi iş yapmıştır.

Ancak bu toprakların insanları muazzam mucizevi bir yetenek göstermiş, ekranlardan ve liberallerden ve siyasi iktidarın telkin ve hipnozuyla yedi yıl tıpkı cemaat ve liberaller ve Batılılar gibi seyirci bırakılmalarına rağmen, bir günde silkinip uyanmış, kendilerine gelmiş, işgale karşı ‘gerçek’ kahraman insan hikayeleriyle tarihi değiştirmiştir.

15 Temmuz ikinci Kurtuluş savaşının başlamasıyla artık düne kadar sessiz seyirci ifade takınanların yüzleri birden canlanmış, bizlerin uzun yıllar yaşadığı acı korku dehşetin tıpkısı geniş kitlelerin yüzlerine büyük bir direnişle yerleşmiştir.

İşgale karşı artık hepimizin acısı korkusu yaşadığı dehşet ve teyakkuz hali nihayet aynıdır.

Ve Türkiye 15 temmuz öncesi on yıllarca önce hazırlanan bulanıklık ve kayıtsızlığı ülkece defedip, bir halkın çıkabileceği coşku dolu en olgun cansiperane haldedir…

Ve müjdeler olsun şimdilik fikirlerimiz değilse de ‘yüzlerimiz’ birbirine benziyor, artık heyecanlarımız uyanıklığımız kalbiyle beyniyle birbirine uyum sağlıyor.

Düne kadar tasfiye sürecini işgali anlattığımızda kayıtsız kalanların hepsinin yüzleri, sekiz yıldır bizlerin yaşadığı dehşet ve korkuyla nihayet dolmuş, vatan savunması nihayet kendine gelmiştir.

Artık hücremizde yalnız değiliz, artık birbirimizi görüyoruz, uzun süren yedi yılın sessizliğinin acısıyla birbirimizle konuşmakta henüz acemilikler çekiyor olabiliriz, ama, sonunda duyguda, heyecanda, tasada, vatan savunmasında ‘buluşmanın’ güzelliğini yaşıyoruz.

Birinci Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun verdiği milli mücadele üzerine Batılılar hangi gerçekleri kabul etmek zorunda kalmışlarsa, Batı’da bugünlere hakim olan enformatik bulanıklıklar birkaç ayını doldurduktan sonra, Batı’dan da nihayet II. Kurtuluş Savaşı’nı layıkıyla değerlendiren sesleri duymaya başlayacağız.

Hücremizdeki sessizlik 15 temmuz gecesi yırtılmış doğduğumuz topraklara güneşin en parlak ışıkları vurmaya başlamıştır.

İşgale karşı halkımızı en coşkun ve en olgun yüzleriyle heyecan içinde görüyor, direnişiyle gururlanıyoruz.

Ve tadına doyamadığımız halkımızla yüzümüz neşede acıda sevinçte nihayet birbirinin yüzüne bakıp birbirini taklit etmeye başlamıştır.

Daha çok çalışalım halkımızla beynimiz kalbimiz daha çok birbirine benzesin!

Kardeşlerim, boynunuza bir kement dolandığında, kardeşlerim, boynunuza bir demir halka geçirildiğinde, boğulmakta olan dehşet içindeki o kıpkırmızı suratı düşünün.

O dehşet anında kendi çocuğu polisi ordusu öldürülse dahi gözleri kaymış kendi canının derdine düşürülmüş o surat.

İşte tasfiye ve işgal süreçleri boğulmakta olan bu çaresizlik içinde gerçekleştirilmiştir.

İşte bugün liberallerin medyanın siyasilerin yalanıyla onlarca yıl halkımızın boynuna geçirdikleri ‘boyunduruk’ bütün yalan ve ifşaat ve gerçekleriyle kırılmıştır.

II. Kurtuluş Savaşı’nın başladığı bu günlerde halkımızın boynundan, cemaatin, liberallerin, medyanın, aldattığı kandırdığı sıktığı boğduğu o kement o demir halka büyük bir direnişle parçalanmıştır.

Artık yavaş yavaş evimize çok değerli hediyeler armağan etmenin zamanıdır, hukuk gibi kardeşlik gibi yurttaşlık gibi liyakat gibi, merhamet gibi.

Suratlarımız birbirine benzemeye başladığına göre artık birbirimizi daha çok dinlemeye, birbirimizin yüzüne daha çok bakmaya, birbirimizi daha çok taklit etmeye, çok ama çok vaktimiz vardır.

Halkımız ve biz, artık yolu izi biliyor, kimlerin suratlarına bakacağız, kimlerin bakmayacağız, kimlere kulak vereceğiz?

Düşmanın suratı hala soğuk kayıtsız robot ve renksiz, ancak bizlerin yüzlerinde, bütün siyasi hastalıkları iyileştiren bir halk bir millet olmanın COŞKUSU var.

Evet, kurtuluş savaşı günleri gibi, birimizin canı yandığında yine hepimizin canı yanıyor.

Evet, on yıllarca ekranlar ve siyasilerin propagandasıyla insansızlaştırma (dehumanization) başarıyla uygulanmış ancak 15 Temmuz direnişiyle yeniden birbirimizi ‘insan’ gibi görmeye başladığımız aşikardır.

Canlı ve insan türünün evrim tarihi, ‘direnen’lerin soyundan geldiğimizi anlatır.

Bir halk bir millet, bir insan gibi yaşı gelir ya da kanser olur ölmez, direnmeyi öğrenmiş halk ölümsüzdür, insanı ve halkı yaşatan ‘direniştir’..

Bunun için sadece ‘insan’ yüzü taşımamız kafidir

Nihat Genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER