Asikurtlar©

138 ŞEHİDİN CENAZESİ SREBRENİTSA’DA DEFNEDİLECEK…

138 ŞEHİDİN CENAZESİ SREBRENİTSA’DA DEFNEDİLECEK…
10 Temmuz 2015 - 10:36 'de eklendi ve 4125 kez görüntülendi.

20 yıl önce Sırp Ordusu tarafından şehit edilen ve tespit edilmesi uzun süren cenazeler, cumartesi günü srebrenitsa’da toprağa verilecek. Bu yıl defnedilecek şehitleri uğurlayanlar göz yaşlarını tutamadı.

Törene katılanlar soykırımın nasıl hâlâ inkar edildiğini ve tartışma konusu yapıldığını anlayamadığını dile getirdi.

Rusya tarafından veto edilen BM Güvenlik Konseyi karar tasarısının hiçbir millete suçlama yöneltmediğine dikkat çektiler.

Srebrenitsa Belediye Başkanı Çamil Durakoviç’de BM Güvenlik Konseyi’nin onayıyla oluşturulan Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’nin tespit ettiği soykırımın, konsey tarafından tanınmamasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

 
AYŞE SAMİHA KALEMİNDEN;

BİR SREBRENİCA HÂTIRASI-2006 POTOCARİ ŞEHİTLİĞİ

Mahşer günü bütün bedenlerin yerden doğrularak, hepsinin tek bir istikamete yöneleceği vakit Srebrenica’da nasıl bir mahşer olacak Allah’ım? Yüzlerce kişinin birden gömüldüğü toplu mezarlardaki el, kol, kafa, gövde ve diğer uzuvlar farklı yerlerden doğrulup koşarcasına diğer bir yarısını nasıl bulacak? Srebrenica bugünden gözlerimizin önünde öyle bir mahşer tablosu çiziyor ki, İstiklâl Marşı şairimizin dizelerindeki “Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden nâ’şım!” cümlesi bütün ihtişamı ile karşınıza çıkıveriyor.

 

 

İşte bu hassasiyet ve düşüncelerle, bastığımız toprağın sadece toprak olmadığını bilerek ve onu adeta incitmemek için yavaş adımlarla yürüyerek ulaştık Srebrenica’ya 2006 senesinin bir Temmuz günü… Sabah’ın ilk ışıkları bize “merhaba” derken, otobüsteki yerimizi çoktan almıştık. Saraybosna’dan 50 araçlık bir kafile ile yola çıktık. Yürekler hüzünlü, gözlerse kısık ve buğulu; tıpkı o gün yağmaya çalışan ama bir türlü yağamayan yağmur gibi… Hanımların beyaz başörtüsü takmasına karar verilmişti şehitlerin aziz hatırasına hürmeten. Ve başımızdan boynumuza uzanan bembeyaz örtülerimizle yola koyulduk…

 

 
Seneler önce ebediyete göçmüş, vatanlarını savunurken ve sadece Müslüman olduklarından dolayı katledilmiş bu mübarek insanları son defa uğurlamaktı niyetimiz. Belki de vefanın tebessümüne yol açan bir gönül hicretiydi Srebrenica’ya yolculuğumuz…

 

 

Potocari Şehitliği’ne ayak bastığımızda hiç de beklemediğimiz bir merasim havasında karşılandık; uzun boyları, sert çizgili esmer yüzleri, tam takım üniformaları ve havaya doğrultulmuş ellerindeki kalaşnikoflarıyla başları havada Sırp askerlerinin sıralandığı dar bir yoldan girdik şehitliğe… Hiç korkmadım, sadece ürperdim bu sert çizgiye sahip esmer yüzlerden…

 

 

Ritmimizi bozmadan dimdik yürüyerek geçtik aralarından ve şehitliğe ulaştık. Yer gök insan kaynıyordu. Daha ne yoktu ki? Beyaz örtülü hanımlar, Türk bayrakları, Bosna bayrakları, çiçekler, çeşitli ülkelerden akın etmiş on binlerce insan… Her bir yürekte hüzün!… Şehitlere, “Biz sizler için buradayız” dercesine oradaydı insanlar ve şehadetin timsali bayraklar! Artık şehitliğe girerken duyduğumuz ürperti yerini tekrar sabahleyin duyduğumuz burukluğa terk etmişti…

 

 

Çünkü tekbirler ve Kur’an sesleri ile şehitleri anma programı başlamıştı… Program başlar başlamaz dağlardan gelen kalaşnikof sesleri ile tekrar irkildik… Ta taaaa taaa taaaaaaaa! “Bu nedir?” diye sordum arkadaşıma. “Gözdağı vermeye çalışıyorlar” dedi… Sırplar “Biz buradayız” mesajı veriyorlardı. Dualar, bayraklar, yağan yağmur, yaşlı gözler ve de hiç unutamadığım elden ele geçerek çok önceden hazırlanmış mezarlarına ulaştırılan yeşil örtüyle kefenlenmiş şehitler… Ve ardı arkası kesilmeksizin okunan numaralar ve isimler…

 
Kimisi 17, kimisi 37, kimisi 47’sinde… Ömeroviç’ler, Türkoviç’ler ve daha niceleri… Her şehidin bir numarası vardı ve titreyen elleriyle o numaraya bakan ve şehidini arayan yaşlı gözler, dağlanmış yürekler dolaşıyordu aramızda… Bütün gün yağmaya çalışan ve nihayetinde bir anda boşalıveren rahmet deryası ile beraber yaşananlara şahit olan gözyaşlarımız yıkadı Srebrenica’yı o gün…

 
Yürekler ağır, başlar mahzun otobüslerdeki yerimizi aldık ve dönüş için Saraybosna’ya doğru yola çıktık. Bir ara hafızamdan belki de bir ömür boyu silinmeyecek olan nahoş ve ibretlik bir görüntü ile irkildim… 7-8 yaşlarında Sırp çocukları otobüs penceresinden bakanlara elleriyle boyunlarını işaret ederek “sizi böyle yapacağız” manasında işaret dilleri ile hallerini tercüme ediyorlardı…

 
Bir kaç ufak çocuk!… Dağlar arasında sıkışıp kalmış, ufacık bir yerleşim yeri olan Srebrenica’daki Sırp çocuklar… Yine dağlarla çevrili Saraybosna geldi aklıma o an ve ecdadımızın kurduğu o muhteşem medeniyet; hanlar, çarşılar, camiler; Mostar, Gazi Begova Camii, Çarşiski Camii, Başçarşija’da orta yerin bekçisi koca Sebil, yedi kardeşler ve daha niceleri geçti gözümün önünden… Medeniyet! Türk medeniyeti! Ve yine bir sesle, otobüste olduğumu hatırlatan bir sesle irkildim. “Ne oldu?” dedim. “Sırplar otobüsümüze yol vermiyor” dedi arkadaşım… Çare olarak uzun yoldan döndü o gün şoförümüz. Yorgunluğumuzun üzerine, bir türlü bitip tükenmek bilmeyen uzun bir yol…

 

Ertesi sabah eve vardığımda saat biri gösteriyordu… O gün 534 şehidimizi dualarla, tekbirlerle defnettik, Srebenica’da… Allah bir daha böyle bir acı göstermesin!
Yâd ellerde bir yürek yanığı; Srebrenica… Şehitlerimizin ruhları şâd olsun…

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER